·166 syf.····Okunma: 12 Şubat 2018 21:59 Kendi çapımda bir Sait Faik okur/sever olarak onun bulunmasını hayal edeceğim son mekân duruşma salonları, mahkeme kapıları olurdu herhalde…
Alışkınız çünkü Sait Faik’i mahalle kahvelerinde, semaver başlarında, balıkçı teknelerinde, sokak parklarında, banklarda, Burgazada semalarında ya da kaldırımlardayken okumaya… Kimsenin onu fark edemeyeceği ücra yerlerde, işinin sadece insanları gözlemlemek ve bizlere basit olaylardan çıkarımlanan karmaşık hayat derslerini öğretmek olan “sorumlu avare”yi mahkeme gibi ciddi mekânlarda görmeye pek aşina değiliz okurları olarak.
Zaten Sait Faik de öykülerine karakter aramak için gitmemiş mahkeme kapılarına. 1942 yılında “Haber” Gazetesinde yaklaşık bir ay kadar adliye muhabirliği yapıyor. Muhabirlik günlerini ”Mahkemelerde” başlığıyla köşe yazısı şeklinde çıkarıyor. Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları da her öykü ve mahkeme anısının yanında yayımlanan gazete sayfasına yer vermiş. Dolayısıyla alışık olduğumuz Sait Faik’i de pek bulamıyoruz bu eserde. Yazar karşımıza bu kez sadece “anlatıcı” olarak çıkıyor. Hikâyelerin içine dâhil olmuyor, sadece gözlemciliğini aktarıyor. Kitabın yarısından fazlasında sadece “aktarıcı” özelliğinde olan Sait Faik tüm yazıları boyunca sabredemiyor tabii buna. Maçın kritik anlarını bekleyen bir spor yorumcusu gibi önemli anlarda alıyor eline sazını. Özellikle mahkeme salonunda bir çocuk görünce dayanamayıp hayatın zorlu girdabına bırakıyor bizi cümleleriyle…
Yıllar öncesinden bizlere aktarılan bu olayların, günümüzde yaşanan mahkeme günlerinden pek farklı olduğu söylenemez elbet. Yine karı – koca kavgaları, kadına şiddet, yine hırsızlık, yine uğranan haksızlıklar, dolandırıcılar, katiller… Farklılıklar var elbet! Çalınan eşyalar bilgisayar, cep telefonu, pırlanta değil de don – gömlek olarak karşımıza çıkabilir bu olaylarda mesela…
Okuyacağımız kişiler sıradan, yine halktan sade vatandaşlar ve tabi ki mahkemenin vaz geçilmez başrolü: “Bay Hakim” O dönemki mahkeme salonlarının atmosferini öğrenmemiz, o yılları gerçek duruşma hikayeleriyle görmemiz açısından kaçırılmayacak bir kaynak eser. Ben her ne kadar duruşma salonunun Sait Faik’e göre olmadığını söylesem de “Başkalarının derdini dinleyip kendi yalnızlığımı unutuyorum. Böylece dünyada benden başka insanlar olduğunu hissediyorum.” diye söyleyen birini sunuyor bize, bu cümle de burasının da Sait Faik’in yazma alanı olduğunu ispat ediyor.
Ölümsüz yazar Sait Faik, hayatın her köşesine kalemiyle değer katmayı biliyor, hala da biz okurların zihninde ve yüreğinde yaşamaya devam ediyor…