Toltek Bilgelik Kitabı Üzerine
Puan vermedi·122 syf.··
2025 3. kitabı
·
32 günde okudu
·
Okunma: 01 Haziran 2025 14:50
Don Miguel Ruiz’in kaleme almış olduğu Dört Anlaşma kitabını okurken diğer kişisel gelişim kitaplarına benzediğini düşünmüştüm ve önyargı ile yaklaşmıştım fakat okudukça anladım ki onlardan çok daha farklı ve özgün. Kitap tam da ihtiyacım olduğu anda bana bir şeyler söylüyor ve öğüt veriyor gibiydi. Sanki içinde olduğum durumu anlamış ve benimle konuşuyordu. Kitap, insanların kendi içlerindeki dünyalarıyla ve çevreleriyle iletişimlerinde nasıl daha iyi olabileceklerini, bu dünyada nasıl cenneti yaşayabileceklerini aynı zamanda nasıl da cehennemi yaşayabileceklerini anlatıyor. Kurdukları ilişkilerin ve kendi rüyalarının da daha sağlıklı olması için dört temel ilkeyi hayatlarına dahil etmelerinin onlar için bu dünyada cenneti yaşatacağını söylüyor. Bu ilkeler şunlardır: Kelimelerini özenle seç, hiçbir şeyi kişisel alma, varsayımda bulunma ve daima yapabildiğinin en iyisini yap. Bunları tek tek açacak olursam kelimelerini özenle seç ilkesi şuradan geliyor, kelimelerin ve sözlerin büyü etkisi yarattığını söylüyor kitap. Bu nedenle sözün gücünü ve büyüsünü olumlu yönde kullanmamamız gerektiğini bunun bizim için ve başkalarının yaşamı için daha sağlıklı olacağını söylüyor çünkü söz o kadar etkilidir ki bir insana olmayan bir şeyi bile varmış gibi hissettirebilir. Kitapta bunun için verilen örneklerden biri kadının birisinin o gün başı çok ağrıdığı için aslında sesi güzel olan kızının sesine tahammül edemeyip sesinin kötü olduğunu söylemesi ve susması gerektiğini söylemesi üzerine kızının bir daha şarkı söylemediği, sesinin çok kötü olduğuna inandığını ve daha çok içine kapandığı örnek verilmiş. Bu örnek beni derinden etkiledi çünkü ben de insanların benim hakkımda ne düşündüğünü fazla önemsiyorum yani en azından bu kitabı okuyana kadar fazla önemsiyordum diyebilirim. Sözün gücü üzerine yazar şunlardan da bahsetmiş yalan söylememek, dedikodu yapmamak. Dedikodu üzerinde biraz fazla durmuş dedikodunun bizi ve diğer insanları zehirleyen bir şey olduğunu kendimiz ve başkalarının düşüncelerini de olumsuz yönde etkilememek zihnimize zehirli tohumlar ekmemek onun yerine olumlu şeyler düşünerek sözün büyüsünü olumlu yönde kullanmak için enerjimizi harcamak üzerinde durmuş. Hiçbir şeyi kişisel alma ilkesine gelecek olursam burada yazar şunu söylemek istemişti. Başkalarının bizim hakkımızda ne düşündüğü ne hissettiği ve ne söylediği bizimle ilgili değildir. Onlar sadece kendi zihinlerindeki zehri bazen bu şekilde akıtırlar, bizi incitecek şekilde. Tabi ki bu düşünceler hep kötü olmak zorunda da değildir. Olumlu olan düşüncelerini de kişisel almayın diyor kitapta. Çünkü o düşünceler de onlara aittir onların ne düşündüğü ne söylediği bizi onların dediği gibi bir insan yapmaz biz onlarla bir anlaşma yapmadığımız sürece. Anlaşma burada şu demektir. Birisi bize bir şey söylediğinde biz tamamiyle ona inanıp hayatımızı ona göre şekillendirip ona göre yaşarsak onunla anlaşma yapmış oluyoruz ve bu anlaşma bizi hayatımız boyunca etkiliyor eğer ki bu anlaşmayı bozmazsak, bozmak için enerji harcamazsak. Başkalarının söz ve davranışları onların iç dünyasıyla ilgilidir ve bizimle kesinlikle ilgili değildir. Bu ilke kimseye göre kendimizi değiştirmemiz gerektiğini ve kendimiz olmamız gerektiğini öğretmiş oldu bana. Çünkü kimsenin istediği gibi biri olamayız ve bu imkânsız. Biz sürekli birilerinin onayını almak için onların istediği gibi olup onların istediği gibi yaşarsak kendimiz olmayız ve bize bir kereliğine verilen bu hayattan kesinlikle zevk alamayız. Ve bu ilkenin şöyle de bir boyutu var bir şeyleri kişisel aldığımızda karşımızdaki kişiyle konuşmadan bir yargıya vardığımızda kendi içimizde çoğunlukla yanlıştır yaptığımız çünkü kimsenin gerçekten ne düşündüğünü ve yaşadığını bilemeyiz aslında onlar anlatmadıkça, onlarla iletişime geçmedikçe. Bu ilke iletişimin ne kadar önemli olduğunu vurgulamış insan ilişkilerinde. Çünkü henüz beyin okuma gerçekleşmedi. Kimseye kendi yorumlarımız yüzünden mesafe koymamalı onu, kendi iç dünyamızda kurduğumuz mahkemede onun haberi bile olmadan yargılamamalıyız. Üçüncü ilke ise varsayımda bulunma. Kitaptan bir alıntı yapmak istedim bu kısımda. ”Yaşamınızdaki üzüntülerin ve dramaların kaynağında kişisel algılamak ve varsayımda bulunmak vardır. Bu cümlenin gerçekliği üzerinde bir an olsun düşünün.” Düşündüm ve gerçekten de varsayım yaptığım şeylerin bana daha çok acı veren sonuçlar doğurduğunu fark ettim. Sadece varsayım yapmakla ve kişisel algılayarak çok miktarda duygusal zehir yaratıyoruz bilmeden. Bu varsayımlar dedikoduları doğurur ve dedikodunun kitapta cehennem rüyasında insanların iletişim biçimi ve birbirlerine zehir aktarım yolu olduğu söylenmişti. Varsayım her türlü ilişkide insanların bizim istediğimiz şeyleri biz söylemeden tahmin edebileceğini düşündürtür bize ve bu da anlaşmazlıklara, kırgınlıklara neden olur oysaki sorular sorulsa iletişim kurulsa her şey çözülecektir. İnsan zihninin çalışması ilginçtir. İnsan kendini güvende hissetmek için her şeye anlam vermeye çalışır ve bu varsayımlar da bu yüzden ortaya çıkar zaten. Dördüncü anlaşma ise daima yapabildiğinin en iyisini yapmak. Bu ilke ise o anki duruma uygun olarak elimizden gelenin en iyisini yapmayı ifade ediyor. Mükemmel olmasa da bu hayatta hiçbir şey mükemmel olamaz, o anın şartları ile elinden gelenin en iyisini yaparsan zaten senin mükemmelini yapmış oluyorsun bu ilke bunu öğretti bana. Hayattaki her şey değişim halinde olduğu için sabahki en iyimiz bile akşamki en iyimizle aynı olmayabilir ve bu bize acı vermemeli. En iyimizden daha az yaptığımızda suçluluk hissetmemeli küçükken bizi ehlileştiren toplum baskıları, çeşitli rüyalar yüzünden kurduğumuz mahkemede içimizdeki yargıçla kendimizi yargılamamalıyız. Biz bazı inançlara inanarak anlaşmalar yapıyoruz ve bu süreçte de ehlileşiyoruz. Çocukken olan özgürlüğümüzün şu an olmamasının nedeni de bu, ehlileşmek. İçimizde yargıcın yargıladığı, sürekli suçlanan ve suçlanmaya layık görülen, her hatanın bedelini ödeyen bir kurban olduğu da söylenmişti kitapta. O ise bütün acıları çeken mekanizmadır. Yapabildiğimizin en iyisini yaptığımızda, sözlerimizi özensiz kullanma, kişisel algılama ve varsayımlarda bulunma alışkanlıklarımız gittikçe zayıflayacaktır. Yaptığımız işten zevk almalıyız bir ödüle ulaşmak örneğin maaş almaya ulaşmak için iş yerine gidip gelen insanlar olmaktan çıkmalıyız mümkünse hiç olamamalıyız. Ödül beklemezsek eğer işimizin hakkını verirsek ve severek yaparsak hayattan gerçekten zevk alamaya başlarız ve bizim için daha yaşanılası hale gelir. Öbür türlü robottan farkımız kalmaz ama biz insanız değil mi? Duyguları olan ve diğer yaratılmışlardan farklı olarak aklını kullanabilen en zeki yaratıklarız. Buna uygun davranıp yaratıcımızı kendi içimizde yaşamımızda keşfetmeliyiz. Biz bu dünyaya mutlu olmak için gönderildik. İçimizden akıp geçen yaşama tepki duymadan anı yaşamalıyız. Sürekli geçmişte takılı kalmamalıyız. İçimizden akıp geçen yaşam Tanrı’dır. Varlığımız Tanrı’nın kanıtıdır. Tanrı’ya “Seni seviyorum Tanrım.” veya “ Teşekkür ederim Tanrım.” demenin en iyi yolu yaşamımızı en iyisini yaparak yaşamamızdır. Yaşam bizden alıp götürdükleriyle ve bize getirdikleriyle dolu bir süreçtir. Gidenlerin kabulünü, bizimle olan hikayelerinin bittiğini kabul etmeli ve takılı kalmamalıyız. Getirdikleri ile mutlu olup onların da değerini bilmeliyiz. İşte bunları yaparsak anı yaşar ve yaşamımızın hakkını vermiş oluruz. Şu anki rüyalarımızdan haz almak dileğiyle…
1000Kitap
Dört AnlaşmaDon Miguel Ruiz · Ötesi Yayıncılık · 202316,3bin okunma
·
124 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.