Puan vermedi·664 syf.··Beğendi
···Okunma: 04 Mayıs 2025 09:47 Kitap Kritiği
Tüfek, Mikrop ve Çelik başlıklı kitabı okuyup bitirdiğim halde muhtevası gibi hacmi de büyük olduğu için kritik etmekte tereddüt ettim. Ayrıca bahse konu kitabı kimi zaman tır kuyruklarında beklerken, kimi zaman hafta sonları molalarda yemek masasında okudum. Haliyle yine hafta sonu molasında kritik ettiğim için kitap okumanın zamandan ziyade özveri ve içtenlikten kaynaklı olduğunu düşünüyorum. Zira bahse konu kitabın son kısmında olduğu gibi zaman zaman öylesine muazzam tespitlere, özgün fikirlere intisap ettim ki tekrar tekrar okunmayı ve üzerinde düşünmeyi gerektiren Kur’an ayetleri gibi çarpıldığım satırlar oldu. Belki de onlara değinemeye fırsat olmayacak kadar muhtevalı bir eser.
Fakat, toplumsal ilerlemenin ve çöküşün ele alındığı bağlamda kimi zaman yazarın ikna edici yorumlardan uzak kaldığın da bir gerçek: Örneğin Avcı toplayıcı toplumlardan tarım toplumuna ilişkin “bugünkü Ürdün’de eski Nebatilerin başkenti olan Petra yakınlarındaki son ormanlar Birinci Dünya Savaşı’ndan hemen önce Hicaz demiryolu yapılırken Osmanlı Türkleri tarafından yok edildi” şeklindeki yoruma ilkokul çocukları bile güler. Tabi ki bu yoruma takılı kalıp kitabı okumamazlık etmeyiniz! Zira müellif şu soruları irdelemekten geri kalmıyor:
“Yaklaşık 10. 000 yıl boyunca Anadolu medeniyetlerinin Avrupa’ya karşı üstün olmasına rağmen neden sonunda Avrupa kazandı? Neden Kuzey Amerika, Avustralya ve Güney Afrika Osmanlı İmparatorluğu tarafından değil de İngiltere, Hollanda, Fransa, İspanya ve Portekiz tarafından fethedildi? Neden bir Amerikalı olarak ben modern Türkçe değil de İngilizce konuşuyorum?”
“Neden şu anda Avrupalı ve Asyalı halklar zenginlik ve güç sahibi de başkaları değil?”
“İnsanlar neden farklı kıtalarda farklı hızda gelişti?”
Müellifin deyimiyle, aslında bu kitap çoğunlukla Avrupalılar dışında kalan halkları konu edinmektedir.
Zira onun konuya ilişkin şu satırları beni fazlasıyla heyecanlandırdı: “Uygarlık” gibi, “uygarlığın doğuşu” gibi sözlerden, sanki uygarlık iyi bir şeymiş, kabile avcı/ yiyecek toplayıcıları mutsuzmuş, anlamı çıkmıyor mu? Aslında ben sanayileşmiş toplumların avcı/yiyecek toplayıcı kabilelerden “daha iyi” olduğuna ya da avcı/yiyecek toplayıcı toplumlara özgü hayat tarzını bırakıp demire dayalı devlet olma aşamasına geçmenin “gelişmeyi” temsil ettiği ya da insanların mutluluğuna katkıda bulunduğu gibi bir varsayımda bulunmuyorum.
“Peki, niçin Afrikalıların ya da Amerikan yerlilerinin değil de sonunda silahlar, o iğrenç mikroplar ve çelik Avrupalıların payına düştü?” Bu ve buna benzeri sorulara bütün kıtaların on üç bin yıllık tarihsel serencamını altı yüz sayfalık kitap tümüyle yanıt veremez elbette. Lakin toplumları incelerken ilkin insanların geçimlerini nasıl sağladıklarını; avcı/yiyecek toplumundan tarım toplumuna ve günümüz toplumlarına nasıl evrildiğinin tarihsel serencamını bu kitaptan okuyabilirsiniz. Dolayısıyla yazarın ifadesiyle yiyecek üretimi tüfeklerin, mikropların ve çeliğin gelişiminin dolaylı bir önkoşulu olduğunu söylemek mümkün.
Sözün özü, avcı toplayıcı toplumlardan evcilleştirilmiş hayvanlara, yabani zehirli bitkilerin evcilleştirilme ve tarım toplumuna, göçebe toplumlardan yerleşik yaşama geçen toplumlara ve üretimle birlikte nüfus artışına kadar birçok konuya ilişkin bilgiler ihtiva eden kitapta de beni en derinden etkileyen şey şu olmuştur: Bereketli Hilal’de yaklaşık 10. 000 yıl önce evcilleşmiş olan buğday, arpa, bezelye ve nohut gibi ilk tarım bitkileri pek çok üstünlüklere sahip olan yabani bitkiler arasından çıktı. Yani Bereketli Hilal dünyada belki de yiyecek üretiminin ilk başladığı yerdi, çağdaş dünyadaki temel tarım ürünlerinin ve hemen hemen evcilleşmiş belli başlı bütün hayvanların ana yurduydu.
Haliyle Doğu’dan Batı’ya, Kuzey’den Güney’e enlem ve boylam arasındaki farklardan Avrasya, Amerika, Afrika ve Avustralya kıtalarına kadar ki insanlığın gelişim süreci, kıtalar ve kültürel farklılıklar, Amerikan yerlilerinden Afrika yerlileri arasındaki farklılığa, keşif, istila veyahut sömürgecilik gibi arkasında yer alan zihniyeti bu kitapta bulmak mümkün. Kısacası Japonların çömlekçiliğinden Çinlilerin tarihsel köklerine ve buluşlarına, Bereketli Hilalin binlerce yıllık tarihteki hükümranlığına rağmen niçin bugün önderliği Avrupa’ya kaptırdığına yönelik sorulara yanıt arayan özgün bir kitap. Tekerleğin buluşundan yazının ve matbaanın icadına kadar insanlık tarihinin özetini çıkarmak mümkün. Kitapta beninen çok etkileyen şey (yukarıda ıskalamışım) yazarın Bereketli Hilal dediği coğrafyada ikamet ettiğimiz halde sosyo-ekonomik problemler başta olmak üzere birçok hususta yerlerde sürünüyor olmamızdır. Bunu tersine çevirmenin mümkünatı ekonomistlerin iddia ettiği gibi tek nedenle izahı yokt. Tıpkı doğada kanat çırpan kelebeğin etkisi gibi birden çok faktörün devreye girmesiyle ancak mümkündür. Bundan dolayı tarihin akışını değiştiren simalardan ziyade dönemin koşullarını belirleyen birden fazla nedenlere odaklanmak daha sağlıklı sonuçlar elde etmemizi sağlayacaktır. İşte yazar bu eserde bunları gözlem ve karşılaştırmalı olarak ele almaktadır. Meraklılara tavsiye edilir.
03/05/2025, Niş/Sırbistan