Gözü Kör Olasıca Felek!
10/10
·343 syf.··
2025 10. kitabı
·
15 günde okudu
·
Okunma: 04 Mayıs 2025 11:15
Aradan dört yıl geçtikten sonra tekrar Aziz Nesin ile buluşmak güzel hissettirdi. Çünkü Aziz Nesin'e özgü kelimeler, Aziz Nesin'e özgü deyişler ve içine hemen çeken konuları okuyunca böylesi bir yazardan kopamıyorum. En son Zübük kitabını okudum. Zübükzade'nin insanları aldatması ve ''zade'' olabilmesi için verdiği uğraş her ne kadar gülünç olsa da toplumun eksik yönünü Nesin en doğru anlatış ile yapabilmişti. Dört yıl geçmesine rağmen hep düşündüm. Acaba gülmemiz mi lazım yoksa bu konuyu alaya almadan cidden düşünmemiz mi. Şimdi tekrar Aziz Nesin okumanın ve tekrar aksayan bir yönümüzü düşünmenin zamanı geldi diyerek Yaşar Ne Yaşar Ne Yaşamaz ile başladım. Yaşar Yaşamaz, daha yaşayamadan ölmüştür. Devlet kayıtlarına göre Yaşar daha üç yaşındayken Çanakkale'de şehit düşmüş bir askerdir. Yaşar'ın yaşadığını ve sağ olduğunu gözleriyle görseler bile Nüfus Müdürü ve memuru sadece kütüğe uymak zorunda oldukları için Yaşar'ı ölü kabul etmek zorundadırlar. Hal böyle olunca ne okula ne de askere gidebilmiştir Yaşar. Hatta sevdiği kız ''Anşe'' ile bile sırf bu yüzden uzun bir süre evlenemez. Yaşar'ın, yaşayamamazlığı daha çocuk yaşlarda hayat tarafından yüzüne çarpılmıştır. Yaşar bunları kendi ağzından anlatırken cezaevinin birinci koğuşunda yani namıdiğer ''hırsızlar koğuşunda'' bulunmaktadır. Yaşar konuştuğu zaman ise koğuş, sessizliğe gömülür ve Yaşar'ın anlatacağı hikayeyi pür dikkat dinler. Bir nüfus kağıdının olmaması Yaşar Yaşamaz'ın başına türlü zorluklar getirir. Hayatı doğduğundan beri hep ihtimaller dahilinde olan birine dönüşmüştür. Günümüzde kimliğimiz her ne kadar sadece belirli yerlerde işimize yarasa da Yaşar Yaşamaz zamanında her yerde geçer kimlik. Kimlik yüzünden askerliğe gidemez, gidince terhis olamaz, deliler hastanesine yatar, hastahaneden taburcu olamaz, mirası almak için koşturur, mirası alamaz... Yaşar, toplumun aslında görmek istemediği ve görmezden geldiği kişidir. Aziz Nesin, bir toplum eleştirisi yapar bu romanında. Herkesin Yaşar'a yardımcı olacağım umudu verip yarı yolda bırakmasını, okumamış olan bir kişinin yollarda nasıl süründüğü ve eline bir şey geçmeden herşeye yetişmeye çalışıp elindekinden de olduğunu anlatmaya çalışır. Zamanında beraber aynı bahçeyi paylaşıp beraber çocukluğunu geçirdiği Satılmış'ın artık ''Satı Bey'' olduğu ve Yaşar'ı görmezden geldiği ise Nesin'in değinmek istediği diğer yer. Öyle bir zaman ve öyle mekanlarda geçer ki yaşantılar, insanlar sadece kendi faydalarını düşünür. Satı Bey'de, Bey olduktan sonra yalan nutuklar çekip emrinizdeyim, hizmetinizdeyim der ama asıl söylemek istediği emrimdesiniz, hizmetimdesinizdir. Satılmış Bey'den aldığı tavsiye kartı ile belirsiz yollara düşer Yaşar Yaşamaz. Yaşar, ikinci koğuşun birinci kısmında başında geçen olayları ne kadar anlatırsa anlatsın, ne kadar iç yakarsa yaksın bütün koğuşun ağzında tek cümle var '' Yaşar oğlum, neden Karakaplı Nizami Bey'e gitmezsin?'' Bütün insanların medet umduğu, başları dara sıkışınca yanına koştuğu ve bir umut ışığı sandıkları Karakaplı Nizami Bey aslında toplumun portresidir. Böyle bir adamın her türlü işi yapabileceğini, çözebileceğini ve kendilerini de bu adam karşısında cahil olarak nitelendirdikten sonra el pençe divan durmaları toplumun belki de yüzyıllardır kanayan ve kapanmayan yarasıdır. İstanbul'a gelen insanların çaresizliği Aziz Nesin tarafından iyi tahlil edilmiştir. Kitabın ilerleyen kısımlarında Yaşar Yaşamaz'ın şapkası bir devlet dairesinde kaybolur ve Yaşar, şapkasını almak için kurumda bulunan bütün kapıları çalmak zorunda kalır. Her ne kadar umudunu yitirmeden sadece şapkasını almak istese de en sonunda yine nüfus kağıdını göstermeleri istenir ve tabi Yaşar'ın da en büyük sorunu bunun eksikliği olduğu için mecburen eli boş bir şekilde çıkar oradan. Bu kısım bana Gogol'ün ''Burun'' romanını hatırlattı. İki romanda da bana göre ortak özellik kaybolan şeylere insan muamelesi yapılmasıydı. Burun da Gogol, burunun peşinden amansız bir şekilde koşturur ki keza şapkanın peşinde de Yaşar Yaşamaz öyledir. Nüfus kağıtsız yaşayamayan Yaşar bu kez de yanına çalışmak için girdiği Güher Hanımefendinin evinden kovulur. Sanki nüfus kağıdı olsa başka bir insana dönüşecekmiş gibi düşünür. Bir kartın bu kadar değerli olduğu her yerde Yaşar'ın yüzüne çarpılır. Nüfus kağıdı yüzünden tanımadığı, tartışmadığı ve sohbet etmediği kimse kalmaz. Bir casusla, Riçıt Reşat'la bile sırf nüfus kağıdı almak için plan yapar. Üstüne üstlük bir suçu olmadığı halde bir de dayak yer... İşlerine gelince yaşayan Yaşar, işlerine gelmeyince yaşayamıyor. Mesela okula gidecekken yaşayamıyor, askere alınırken yaşıyor, terhis olacakken yaşayamıyor, babasının vergisini öderken yaşıyor, mirasını alacakken de yaşamıyor... İşte böylesi bir hayatı var Yaşar'ın. Yani nerede ve nasıl isteniyorsa öyle yaşayan bir insan. Toplumun istediği gibi yön vermek istediği o insandır Yaşar. Türk edebiyatının en güzel yanlarından biri bence kelimeler hazinesinin istediğimiz gibi yön verebilmemiz. Örneğin bunu başka dillerde yapmak her ne kadar mümkün olamasa da bizde koca bir cümle bir harf değişikliği ile bambaşka anlama gelip tamamen yazarın lehçesini yansıtabiliyor. Örneğin Orhan Pamuk'un, Yaşar Kemal'in ya da Aziz Nesin'in kitaplarını okuyanlar bilirler ki bazı kelimeleri bu yazarlar istedikleri gibi kullanır. Düzenin dışına çıkarak. Mesela Orhan Pamuk ''bazeni, bazan'' diye kullanır. Aziz Nesin ise ''ağbicim ya da bigün'' gibi. Bir insanın başına bu kadar şey gelir mi demeyin söz konusu Aziz Nesin ise gelir. Kitabın tek eksik bir yönü varsa o da bazı diyalogların uzatılması olmuştu. Örneğin Anşe ile Yaşar'ın geleceği dair plan kurduklarında yaptıkları diyaloğun biraz uzatılmasıydı.
Edebiyat
Yaşar Ne Yaşar Ne YaşamazAziz Nesin · Nesin Yayınevi · 200816,2bin okunma
·
123 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.