Spoiler içerir.
Başta güldüm, eğlendim bu kitabı okurken. Fakat kitabı okurken, kahkahalar yerini hüzne bıraktı. Düşünmeden edemedim: Benim de içimde biriktirdiğim, kimseye anlatamadığım, kelimelere dökemediklerim var mıydı diye.
Kardeşlerin düşüncelerini okuyoruz bu hikâyede. İçlerine attıkları her söz, birer dert topuna dönüşmüş.
Her sır açığa çıktıkça “Artık kopacak bu bağlar” dedim. Ama hikâye bana başka bir şey öğretti: İnsanların arasının bozulmasının sebebi sırlar değil, o sırların hiç konuşulamaması. Sessizlik, bir ailenin en sinsi düşmanı olabilirmiş. Mutlu olabilecek her aile sessizce dağılıyor.
Ethem... Ne kadar kurgu bir karakter olsa da, onu okurken kendimi durmadan onun yerine koydum. Hiçbir yere sığamayışı, hiçbir yere ait hissedemeyişi… Hepsinin bir sebebi varmış, öğrendim. Anladım ki, bir derdimiz olduğunda önce kendimize anlatmalıyız. İnsan kendi içine konuşamazsa, başkasına zaten hiç anlatamıyor. Sonra da anlatamadıklarımız, yavaş yavaş içimizi çürütüyor. Sessizce hasta ediyor bizi. Ömrümüzü kemiriyor.
Hikayenin sonlarına doğru Ethem ile Nurten'in birbirine yeniden aşık olması ve daha önce birbirlerini hiç sevmedikleri gibi sevmeleri gerçekten de mutlu etti beni.
Şermin Yaşar'ın okuduğum ilk kitabıydı. Bana bu hikayenin öğrettiği şey ise içimize attıklarımız birikir, büyür ve bizi yavaş yavaş tüketir. Konuşarak iyileşelim.
Söyleme BilmesinlerŞermin Yaşar