Kitap, psikolojik bir roman olup, ruhsal çözümlemelerde çok başarılı bir çalışma sergilemiştir. İnsanların ruh hallerini çok iyi bir şekilde okuyucuya aktarmaktadır.
Kitabı okurken, eski İstanbul’un perspektifine, o dönemin kıyafetlerine, yalılarda hüküm süren aile hayatının tüm ayrıntılarına ve en önemlisi de samimi ve sıcak duygulara tanık oluyorsunuz.
Suad ve kocası Sureyya ile Necip arasındaki imkânsız aşk ile Suad’n Necibe duyduğu aşk kocasına karşı duyduğu sadakat arasında kalışı ve Suad’ı intihara sürükleyen çatışmalar işlenmektedir. Kocasının en yakın arkadaşı Necip’e aşık olan Suad ile en yakın arkadaşı Süreyya ‘nın karısına aşık olan Necib’in sadakat, dostluk ve aşkları arasında kalışları; evliliğine ve kocasına karşı çok saygılı olan, fiziki olarak da kocasını aldatmamak için ruhuyla savaşan Suad’ın iç çatışmaları romanın konusunu teşkil eder.
Günümüzde bu tür duyguların hemen hemen hiç yaşanmadığını varsayarsak hatta varsaymaktan öte, bunu kanıtlayan birçok olaya, kişiye, duruma artık tepki vermediğimizi biliyorsak, roman bize gerçek bir aşkın ne olduğunu çok iyi anlatıyor….
“Eylül! Öyle bir ay ki, geçen her güzel günü için ona minnettar olmak gerekliydi. Eylül esef ve özlem ayıdır, içine birkaç günlük kış hücumundan acı düştüğü için, insan o güzel havaların, devamlı yazın artık geçtiğini anlayıp esef eder ve özlem çeker.”
“(…) Kalabalık içinde yalnız yaşamak, kalabalık içinde gezip beraber bir köşeye kaçmak, işte asıl zevk budur. İnsan kalpleri, birbirine bağlılığın ne demek olduğunu o zaman anlar. Ben seni ne kadar sevdiğimi başka kadınları gördüğüm zaman anlıyorum.”