·279 syf.····Okunma: 01 Mayıs 2025 20:20 klasik anlamda bir deneme kitabı olmasının ötesinde, birey özgürlüğünü, toplum baskısını, eğitim sistemini, delilik kavramını ve otoriteyi sorgulayan felsefi bir metin. kitabın temel derdi, “normal” kavramının ardına gizlenmiş olan cehennemleri göstermek. vassaf’ın dili yalın ama anlattıkları rahatsız edici.
cehenneme övgü, görünürde “özgür” yaşadığımız hayatlarımızın aslında ne kadar düzenlenmiş, gözetlenmiş ve denetlenmiş olduğunu fark ettiriyor. gündüz vassaf, totaliterizmi sadece siyasi rejimlerle sınırlamaz; onun en tehlikeli hali, gündelik yaşama sinsice yerleşmiş olanıdır.
örneğin:
– sabah aynı saatte kalkmak, belli kurallara göre giyinmek, işe gitmek, öğle arasında bile sistemin izin verdiği kadar “özgür” olmak…
– okullarda çocukların sıra olup aynı şeyi düşünmeye teşvik edilmesi…
– hatta “normalliğin” ve “aklı başındalığın” bile bir otorite tarafından tanımlanması…
vassaf, son örneğimde olduğu gibi psikiyatri ve toplumsal düzenin birbirine nasıl sıkı sıkıya bağlı olduğuna dikkat çekiyor. psikiyatri, bireyi “normal” olarak tanımlamakta ve bu “normal” içinde yaşamasını beklemektedir. burada, toplumun kurallarıyla paralel olarak, bireylerin kendi içsel çatışmalarını, korkularını ve düzensizliklerini “tedavi” etmeye yönelik bir süreç başlatılır. fakat bu süreç, çoğu zaman gerçek bir özgürleşme değil, toplumsal düzene daha fazla entegre olma çabası olarak karşımıza çıkar.
bu yaklaşım, aslında bireyi bir tür “makine parçası” gibi görür. içsel dünyası, duygusal deneyimleri, düşünsel çatışmaları göz ardı edilir ve önemli olan, düzenin normalini bozmadan işleyebilmesidir. bu da bireyi, kendisini anlamaktan ziyade, sadece toplumun taleplerine uyum sağlamaya iter. psikiyatri, çoğu zaman bir bireyin içsel olarak huzursuz hissetmesinin nedenini, dışarıdaki toplumsal baskıları görmeden kendi problemleri olarak tanımlar. bu yüzden, insanın kendisini doğru bir şekilde ifade etme biçimi çoğu zaman ya dışlanır ya da ‘hastalık’ olarak adlandırılır.
kitapta işlenen yabancılaşma duygusu, psikiyatriyle de paralel gider. vassaf, bireyin bu düzende yabancılaştığını, hem toplumsal yapıların hem de psikiyatri gibi sistemlerin bu yabancılaşmayı beslediğini gösterir. bir yanda toplumun dayattığı normlar, diğer yanda psikiyatri gibi sistemlerin bireyi “düzene” entegre etme çabası, insanı sürekli olarak kendi içsel dünyasına yabancılaştırır. psikiyatri, kişiyi toplumla uyumlu hale getirmeye çalışırken, bu uyum çoğu zaman bireyin içsel huzursuzluklarını çözmeyi değil, bastırmayı hedefler. bu da, vassaf’ın cehenneme övgü adlı eserinde dile getirdiği bir diğer önemli noktadır: içsel bir özgürlük arayışı, sadece dışsal dünyadan değil, içsel dünyadan da engellenmektedir. bazı yapılar öylesine içselleştirilmiş ki, alternatifini düşünmek bile güçleşiyor ve içsel dünyamızda da bir çıkış yolu bulamıyoruz.
bu totaliter düzende gerçek anlamda sağ kalabilmenin yolunun yazmaktan geçtiği düşünüyorum ve hep ertelediğim yazma eylemine başlıyorum.
ufkunuzu açacak ve rahatınızı bozacak bu kitabı mutlaka okumalısınız.