Melek Sustu İncelemesi
8/10
·184 syf.··
Beğendi
·
2025 14. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 28 Nisan 2025 22:51
Okuduğum 4. Heinrich Böll kitabı ve açık ara en beğendiğim kitabı da bu. 2.Dünya Savaşı sonrası yıkılmış Almanya’nın molozları arasında filizlenen bir aşk öyküsünü anlatıyor. Neden yaşadıklarını kendilernin de bilmediği, adeta yaşamaya utanan iki kişinin hayata tekrar sarılmaya çalışması kitabın konusunu teşkil etmektedir. Hans savaştan dönmüştür. Gerçek adının Hans olup olmadığı da meçhuldur. Zira üstünde sadece sahte bir pasaport vardır. Kendisinin hayatını kurtaran Çavuş Wille’nin eşini (Elisabeth) aramaktadır. Zira Hans’da Elisabeth’e ait bir emanet bulunmatadır. Hans memleketinde daha doğrusu memleketinden geriye kalanlar arasında dolaşırken Regina ile tanışır. Regina da bir savaş kurbanıdır. Yeni doğmuş bebeğini bir saldırıda kaybetmiştir. Bu ikili beraber yaşamaya başlar. Ancak yaşamaya mecalleri yoktur. Ne enerjileri vardır ne de umutları. Hans’ın günlerce evden çıkmadığı olur. Evden çıktığı zaman da amacı yiyecek bişeyler bulmaktır. Bir parça ekmek, biraz sigara yıkıntı içindeki Almanya’da hazine değerindedir. Bir de bu durumdan faydalanan karaborsacılar vardır. 3 kuruşluk ekmeği 30 kuruşa satan simsarlar. İnsanların bu müşgül durumundan azami fayda sağlamak isteyen insan müsveddeleri. Tabi herşey zıddıyla kaimdir. Fisher gibi karaborsacılara karşı varını yoğunu yoksul-aç insanlar için feda etmeye uğraşan Elisabeth gibi melekler de vardır. Zira kitabın ismi de bu meleklere ithaf olunmuştur. İlk başta da belirtiğim gibi kitabın merkezinde Hans-Regina aşkı bulunmakta. Böll’ün aklımıza takmak istediği sorulardan biri şu: Aşk, acı içinde yaşarken bile hayata tutunmanıza sebep olur mu? Zira gelecek için umudu yoktur kimsenin. Yaşıyorlardır ama neden yaşıyorlardır? Hangi amaç için yaşamaktadırlar? Geriye yaşamaya değer bir şey kalmış mıdır? Kitabın başında Hans asker kaçağı olarak yakalandığı için idam edilecektir. Sayılı dakikaları kalmıştır. Çavuş Willi şu kritik soruyu sorar Hans’a: Ölmek istemiyorsun, değil mi? Hans hayır cevabını verdikten sonra onu kurtarıp kendini feda eder Willi. Zira hayatını artık yaşamaya değer bulmuyordur. Geriye döndüğünde onu ne karşılayacaktır; harap olmuş bir ev, virane bir şehir, kaybedilmiş onlarca eş,dost, arkadaş, açlık, sefalet, soğuk ve kazanan ülklerin askelerince hor görülme, aşağılanma….Dolayısyla Willi için artık yaşamak bir anlam ifade etmez. Ancak Hans herşeye rağmen hayata tutunmayı tercih eder. Hans’ı yaşamak, hayatta kalmak konusunda motive eden nedir? Bu bilinmez…Böll bunu açıklamamış. Büyük ihtimalle insanların DNA’sında bulunan ne olursa olsun yaşama tutunma refleksi, içgüdüsü…Ancak bence asıl soru Regina’yı yaşamaya devam etmeye mtive eden nedir? Zira bebeğini yeni kaybetmiş bir annedir, kocası (!) bir hava saldırısında ölmüştür. Hans’a duyduğu sevgi midir onu hayata bağlayan, bu konu pek açıklanmamış. Heinrich Böll ’ün eseri bende şu sorgulamayı yapmaya teşvik etti. Tamam kabul ediyoruz Almanya 2.Dünya Savaşı’nın müsebbibi. Milyonlarca ölümün sebebi olmuştur. Ancak bu savaşta kurban sadece Ruslar, Polonyalılar, Franszlar değildir. Almanlar da savaşın kurbanlarıdır. Üstüne üstlük yaşadıkları mahçubiyet sebebiyle acılarını başka milletlerle paylaşamamaktadırlar bile. İttifak devletleri tarafından katledilen binlerce Alman sivil adeta yok sayılmaktadır. Almanya Ruslar işgal edildiği zaman 2 milyon Alman kadın tecavüze uğramıştır, bunun hesabını kimse sormamıştır. Mağlubiyetin ve Holokost’un utancı yüzünden başlarını kaldıramamışlardır. Yani kısaca Heinrich Böll diyor ki tamam çok acı verdik ama biz de çok acı çektik. Heinrich Böll ’ün özellikle eleştirdiği kurum ise klise. Hemen hemen okuduğum her kitabında Kliseye yönelik eleştiriler mevcut. Melek Sustu ’da bu bir nebze daha az olsa da yine de kliseye iyi gözle bakmadığı belli oluyor. Sözün özü ben beğenerek okudum. Savaş sonrası Alman Edebiyatına merakınız varsa okumanızı tavsiye ederim.
Alman Edebiyatı
Melek SustuHeinrich Böll · Can Yayınları · 202461 okunma
·
112 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.