·538 syf.····Okunma: 09 Mayıs 2025 14:03 "Kadın, ne zaman kendi sesine kulak vermekten vazgeçti?"
Belki de asıl soru bu. Ve bu kitap, işte bu sorunun peşine düşüyor. Kadınların bastırılmış, unutulmuş ya da sindirilmiş içgüdüsel güçlerini, mitler ve masallar üzerinden yeniden su yüzüne çıkarıyor. Ama bu bir “kişisel gelişim kitabı” değil. Bu bir hafıza kazısı. Kendi içindeki kadim sesi, o vahşi kadını yeniden duyabilme çağrısı.
Kitap boyunca, her bölümde başka bir kadının hikâyesi var gibi görünse de aslında anlatılan hep aynı kadın: ben, sen, biz...
Kendi gücünü yitirmiş, koşmayı unutan, ama bir yerlerde hâlâ toprağın kokusunu, rüzgârın yönünü bilen o kadın. Masallar, bu kitapta birer çocukluk hatırası değil; tam aksine, kadının ruhsal haritası haline geliyor. Estes’in “vahşi kadın” dediği figür, aslında hepimizin içinde doğduğu hâliyle var olan ama toplumsal rollerle törpülenmiş öz benliğimiz.
Kitabı okurken sadece bir şey öğrenmiyorsun; hatırlıyorsun. Hatırladıkça canın yanıyor. Ve bu acı, yalnızca geçmişin değil; bugünün de aynası. Hangi kadın çocukken içgüdülerini bastırmadı? Hangi kadın “fazla” olduğu için susturulmadı? Fazla duygusal, fazla yüksek sesli, fazla istekli, fazla düşünceli…
Kitabın dili akademik gibi görünse de alt metinleri o kadar derin ki, bazı sayfalarda durup düşünmek kaçınılmaz oluyor. “Ben ne zaman kayboldum?” sorusunu sormadan geçemiyorsun. Ama aynı zamanda şunu da fısıldıyor kitap: Kaybolduysan, bulunabilirsin.
Belki de en önemlisi şu: Bu kitap bir “kurtuluş reçetesi” sunmuyor. O bizim işimiz. Ama aradığın yolu bulman için pusulayı veriyor eline. Yeter ki dinlemeyi seç.