·214 syf.····Okunma: 08 Mayıs 2025 22:46 Yakup Kadri Karaosmanoğlu'nun en çok tartışılan eseridir. Tartışılan eserleri okumaya bayılıyorum. Romanda zihni bunalım geçiren bir son dönem Türk aydını ve subayı var. Savaş öyle psikolojisini bozmuş ki tabiata, dine ve insanlara karşı çok kötü bir bakış açısında bulunuyor; bunu yazmaktan hiç çekinmiyor. Şehirden köye inen bir insanın yaşadığı türden bir afallama içerisinde bulunuyor. Köylüleri gerçekten kötülemiş. Verdiği bilgilere göre ise bunların gerçeklerden kurgulanmış olması muhtemel. Çünkü kitabın başındaki fotoğrafta Tetkik-i Mezalim Cemiyetinde bulunuyor. Ben gerçekten çok beğendim. Yazar kalemini vatanı için kullanmış. Çok etkileyici bir uslubü var.
SPOİLER
"Kaç yaşımda olduğumu ve arkamda bıraktığım geçmişi unuttuğum gün, kimbilir, ne kadar rahat edeceğim!"
Eserin kahramanı Ahmet Celal, 1. Dünya savaşında bir kolunu kaybetmiş şehirli bir subaydır. Kolunu kaybettikten sonra hayatı değişen bu asker için Mehmet Ali’nin daveti üzerine gittiği köy, yeni bir dünya olmuştur. Okuyan, araştıran, sorgulayan Ahmet, bir süre iletişim kurmayı denediği bu insanlar içinde sadece “yaban”dır. Eserin başından sonuna dek de bu gerçek değişmez.
Eserdeki zaman kurgu üzerinden anlaşıldığı üzere, 1. Dünya Savaşı’nın bitimiyle birlikte Sakarya Savaşı’nın sonuna kadar olan süreyi kapsamaktadır.
Yazar bütün kitap boyunca hor gördüğü, tiksindiği aynı zamanda dışlandığı köy halkını şu cümlelerle affediyor:
"Çok geçmez, hayır, hayır, ya iki, ya üç gün sonra buralarda tekrar Türk askerlerinin çarık sesleri duyulacaktır. Bunlardan bir kısmının yolu mutlaka buraya uğrayacaktır ve bu zavallı viraneyi gezip görmeden geçip gitmeyecektir. İşte, tam bu gezintilerin birinde, tıpkı Mehmet Ali'ye benzeyen yağız bir er, bu defteri bularak subayına koşacaktır. Otuz iki dişini birden gösteren bir tebessümle sırıtarak:
- Efendi, efendi şuna bakıversene, acep, nedir ki?.. diyecektir.
Subay, defterin yapraklarını yavaş yavaş çevirmeye başlayacaktır. Bu merak defterin son yapraklarına doğru derin bir heyecan halini alacaktır.
Ondan ricam şudur ki, burada bana bir yabancı muamelesi ettikleri, beni kendilerinden sanmayıp daima manevi bir ezaya mahkum kıldıkları için köylülere bir öfke bağlamasın. Onları, ben küçük sığırtmacın ölüsü başında affettim. Ve bu umumi facia anında hepsine, hatta Salih Ağa'ya bile hakkımı helal ediyorum. Bunların hiçbiri "ne yaptığını" bilmiyor.
Tarihe tanıklık açısından okunması tavsiyemdir. Vesselam.