9/10
·268 syf.··
Beğendi
·
2018 16. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 14 Şubat 2018 01:00
Romanın "Ön Söz”ünden (Selim İleri) “İçimizdeki Şeytan’ı okuduğumda, romana yönelik eleştirilerin hiçbirini okumamıştım. Bu yüzden de, Sabahattin Ali’nin ‘birtakım gerçek kişiler’i hedef aldığını bilemez, düşünemezdim. Sonradan öğrendiğime göre, İçimizdeki Şeytan’da, Peyami Safa, Atsız gibi gerçek kişiler ağır ithamlarla yeriliyormuş. Bu türden sözlerin, söylentilerin geçersizliğini öğrenmek için de zamana ihtiyacım varmış: Bugün, roman sanatının, ‘kurmaca’dan ötesiyle değerlendirilemeyeceğini bildiğimden, ne Sabahattin Ali’nin eserinde Peyami Safa’yı ya da Atsız’ı görüyorum ne de Atsız’ın eserinde Sabahattin Ali’yi.” Evet, Selim İleri’nin tespiti böyle. Ben, romanı okumadan önce maalesef ‘birtakım gerçek kişiler’i hedef aldığı yönündeki eleştiriler hakkında az da olsa malumata vâkıftım. Bu sebeple eseri okurken hangi karakterin Peyami Safa olduğunu merak ettiğimi itiraf etmeliyim. Tespit etmem de zor olmadı. Bu merakla birlikte “roman sanatının, ‘kurmaca’dan ötesiyle değerlendirilemeyeceği” gerçeğine uyarak okumaya, anlamlandırmaya çalıştım. Bunu doğru olduğu konusunda Selim İleri’ye katılıyorum. Bu romanı da Kuyucaklı Yusuf ve Kürk Mantolu Madonna kadar severek ve hayranlıkla okudum. Sabahattin Ali’nin gerçekten tatlı bir dili var. Okuyucuyu saran, sıkmayan, akıcı bir dil. “İçimizde şeytan yok! İçimizde aciz var! Tembellik var! İradesizlik, bilgisizlik ve bunların hepsinden daha korkunç bir şey:Hakikatleri görmekten kaçmak itiyadı var!” (s.262, YKY) Eserin beni düşünmeye sevk ettiği en önemli nokta hangi sebeple olursa olsun insanoğlunun hakikatleri görmekten kaçmak itiyadında oluşudur. Cevizin kabuğunu kırmaya üşenip içi görme şerefine nail olamayışımız ve onu büsbütün kabuk kabul etmemiz... Hatta bu yalana kendimizi inandırmaya çalışmamız... Burnumuzdaki nezleyi gidermek yerine kokuyu inkara kalkışmamız... Gerçeklerle yüzleşince de zelil nefsimize bunu konduramayıp bir günah keçisi arayışımız... Çocukken alıştırıldık belki de. Sehpaya çarpıp ağlayan çocuğunu susturmaya çalışan annenin teskin yolu sehpayı tokatlamak olunca başladı gerçeklere sırt çevirişimiz. Bir de gerçeklerden kaçarken taktığımız maskeler var. Her ambiyansa uygun farklı model ve tasarımda... Vitrin önemli çünkü. Bilgiyi uygulamak için değil pazarlamak için öğrenir olduk. İsmimizin önünde bir sepet de unvanımız olsun diye bilgi alıp satmak da sakınca görmez olduk. Pek de inanmadığımız ideolojileri savunmak bazen maskelerimizin sigortasıydı bir nevi. Menfaat söz konusu olunca çirkinleşivermemiz var bir de: O anki maskemiz melek suretinde bile olsa menfaatimize dokunan olunca sıyırıp atmak da beis görmemek... Maskelerin altında büzüşen, pörsüyen, çirkinleşen hakiki suretler... Yıllar önce bir skeç izlemiştim televizyonda. “Adam korkunç suretli bir maske takıp yeni tanışacağı misafirin karşısına öyle çıkar. Misafir, korkmak bir yana gayet normalmiş gibi konuşmaya başlar, tepki vermez. Şaşıran adam çaresiz maskesini çıkarır. Misafir, bu sefer basar çığlığı, girecek delik arar.” Hakikatlere sırt çevirmeyen, maskesiz yaşayan; sireti suretine, sureti siretine muvafık, gerçek bir davası olan ve bu davasında onurluca, sebat ederek yürüyen, sözleriyle yaşamı birebir örtüşen, keyfiyeti kemiyete tercih eden, şahsiyet sahibi, mânâsı maddesinden kuvvetli âdemoğullarından olabilmek ümidiyle... Keyifli okumalar diliyorum.
Edebiyat
İçimizdeki ŞeytanSabahattin Ali · Yapı Kredi Yayınları · 2019209bin okunma
··
319 Gösterim
9 Yorum
Lütfen giriş yapınız.
Çok güzel bir inceleme olmuş.
Erdinç BİGE
Gönderi Sahibi
Teşekkür ederim.
Nasil okunuyor buradan