Gönderi

İstanbul Herkese Farklı
6/10
·190 syf.··
Beğendi
·
2025 5. kitabı
İskender Pala’nın adını çok duymuştum ama Divan edebiyatında profesör olduğunu bilmiyordum. Öğrenip kitaba geçince “Neden böyle süslü sözler kullanmış ki?” diye sorgulamadım. (Gençliğimdeki bene duyurulur: bu yüzden ön sözleri okuman gerekiyor.) Okumak son kitabımın akışkanlığından sonra zor geldi açıkçası ama birkaç bölümden sonra ben de alıştım, dil de biraz sadeleşti bence. Sözlükle okumaya başlayıp bir yerden sonra ihtiyaç duymamaya başladım. Sayın İskender beye İskender Pala bana yeni kelimeler öğrettiği ve divan şiiri kısımlarını günümüz Türkçesiyle de yazdığı için teşekkür ederim. Öyle olmasaydı ne yalan söyleyeyim şiirleri “Belki anlarım.” diye düşünerek okur. “Anlamadım ama çeviri yapmaya da uğraşamayacağım.” diyerek geçerdim diye tahmin ediyorum. Yazarın bu kadar çok yerde aklına o an gelen şiirleri yazması bana şunu düşündürdü. 3 yıl önce bir lise arkadaşımla birlikte psikolojik danışmanlık merkezi açtık. Onun durduk yere bir şarkının ortasından mırıldanışlarını uzun süre anlamlandıramadım. Birkaç kere zihninde sürekli bir müzik döndüğünden bazen bunu dışarı aktardığından bahsetti. Sonra tanıştığım eşim de aynı beyne sahip gibi duruyor ve benim için müzik aklıma geldikçe efor sarf edip açtığım bir şeyken onların beyinlerine entegre olmuş hayati bir parça gibi sanki. Zamanla beyinlerimizin farklı olduğunu kabul ettim. Şimdi bu kitabı okuduktan sonra acaba bazı insanların beyninde de sürekli okudukları şiirler mi dönüyor diye merak ediyorum. Benim hayatımda edebiyatın nesir kısmı farklı zamanlarda farklı şekillerde yer bulmuş olsa da şiir ödev olarak gelip gitti genellikle. Nesir kadar keyif alamadığım için üzerine hiç düşmedim. Genel kültür olsun diye oku arada diye düşündüm ara ara ama harekete hiç geçmedim. Bazı insanlara da nesirden çok keyif veriyor ve akıllarında kalıyor, gün içerisinde bir şeyler yaşadıklarında okudukları akıllarına geliyor olabilir mi? Olabilir bence. Onların beynine de şiir entegre olmuş halde belki de… Bir gün böyle birine denk gelirsem bu teorimi ona soracağım. Yazarın İstanbul’a olan bu aşkı ise beni gülümsetti. Bilecikli olarak benim deneyimim kesinlikle aynı değildi İstanbul ile. 70’ler İstanbul’unu bilmediğim için bir şans vererek okumaya çalıştım. Geçmişini, mehtaba çıkmayı vb öğrenmek çok hoşuma gitti ama yazar sevmek istediği için sevecek yönler bulmuş gibi hissetmedim de değil. Kaşağı’daki Kaşağı bir hikayeyi hatırlattı bana. Adını hatırlayamadım ama eski Türk kültürü hayranı olan bir yabancının sevmek istediği için kendine sebep bulması ve çatıdan damlayan sular için koyulmuş çıkrıklara, çeyiz sandığına bambaşka gizem ve anlamlar yüklemesini anlatan bir hikayeydi. Onun gibi. Hayranlık bir kere oluştuysa onu yüceltmenin ve eksiklerini görmezden gelmenin bir yolunu buluyoruz.
Duygu ve Düşünce
İstanbulcunun Sandığıİskender Pala · Kapı Yayınları · 2014736 okunma
·
49 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.