Sunay Akın bu kitabında diğer kitaplarında olduğu gibi tarihi olayları anlatırken insanı hiç sıkmıyor,
Sunay Akın 'ın bu eseri, sadece bir hikaye anlatımından öte, Kızılderililerin kültürel mirasını ve tarihsel mücadelelerini anlamak için önemli bir kaynak niteliği taşıyor.
Sunay Akın ’ın kendine özgü şiirsel ve araştırmacı üslubuyla yazılmış. Eser, Kız Kulesi’nin İstanbul’un simgelerinden biri olmasıyla başlayarak, Kızılderililerin tarihine ve beyaz adamın Amerika’daki yerli halklara uyguladığı soykırımı ele alıyor.
Kitap kısa alıntılar yapılabilecek türden bir eser değil, çünkü bir alıntı yapmaya kalktığınızda o bölümü komple alıntılamak konunun anlaşılırlığı bakımından gerekli bir durum.
Kitapta, Sunay Akın , Kızılderililerin tarih boyunca “vahşi” olarak yanlış bir şekilde tasvir edildiğini vurguluyor ve bu algıyı kırmak için tarihi gerçekleri, edebi alıntılar ve hikayelerle zenginleştiriyor. Örneğin, Cervantes’in Don Kişot eserinden alıntılarla, Kızılderililerin Avrupa kolonicileriyle mücadelesine dikkat çekiyor: “Hint Adaları’na doğru yola çıkan herkes vicdanını rıhtımda bırakır” (Sançho’nun sözü). Akın, Kristof Kolomb’un Amerika’yı “keşfi” ile başlayan katliamları, Marlon Brando’nun Kızılderili haklarını savunmak için Oscar ödülünü reddetmesi gibi çarpıcı örneklerle işliyor. Ayrıca, Türkler ile Kızılderililer arasında olası kültürel bağlara dair ilginç detaylar sunuyor; örneğin, Atatürk’ün bu konuda Meksika’daki elçiyi görevlendirdiğini belirtiyor.
Kitap, Kız Kulesi’ni sembolik bir çıkış noktası olarak kullanıyor. Akın, bir yaz akşamı Kız Kulesi’nde Kızılderililerin vahşi gösterildiği bir kovboy filmi izlendiğini hayal ederek, okuru gerçekleri görmeye davet ediyor: “Kız Kulesi’ne de bakıyorsun, Kızılderililere de... Ama gerçeği göremiyorsun... Gel benimle.” Bu anlatım, Akın’ın masalsı ve akıcı tarzını yansıtıyor. Kitap, Yılmaz Güney, Nazım Hikmet, Kafka gibi isimleri de anarak, Kızılderili tarihini evrensel bir perspektifle bağlıyor.
Kitap bilgi dolu, akıcı ve duygusal. Özellikle Kızılderililerin hazin hikayesini ve beyaz emperyalizmin acımasızlığını öğrenmek isteyenler için etkileyici bir eser.
Aydın Çubukçu 'nun anlatımı ile Sunay Akın...Sunay Akın, bir "araştırmacı gazeteci" değildir. Gazeteci bile değildir. Altı üstü bir şair! Ama, "araştırmacı şair"...
Sömürünün, zulmün, katliamın, savaşın suçluların, haber ve imge arasında, karmaşık, inanılmaz, ama kesinlikle doğru ve "kanıtlara dayanan" ilişkiler kurarak yakalayan bir "araştırmacı şair"... Metin Göktepe davasına, Şair Eşref, Nâzım Hikmet ve daha niceleri, onun çağrısına uyup ellerinde dizeleriyle tanıklığa gelirler. Üniversite öğrencilerinin eylemini desteklemek için, bin yıllar öncesinden Euklides'i getiren de; Bosnalılarla, Kürtlerle, "Cumartesi Anneleri"yle, Afrikalı halkların, Kızılderililerin, Eskimoların şiirlerini, söylencelerini buluşturan da odur. Bu kadar çok ilişki ve bağlantı kurmayı nasıl başarır, Sunay Akın
Önce, Türk ve Dünya Edebiyatının ve sanatının muazzam birikimini bir bilgin titizliğiyle tarar. Hangi şair, hangi imgeyi nasıl kullanmış, romanlarda, heykellerde, filmlerde ne var, bulur. Sonra, bilginliği de, bilgiçliği de bir yana koyar, şiir işçiliğine girişir. Topladığı bütün malzemeyi kağıttan bir kayığa doldurur, Kızkulesi'ne, bütün halkların düş gücüyle kurulmuş evrensel ülkeye götürür. Gerçeğin tümünü kucaklayacak kadar kocaman bu küçük adacığın üzerinden, iyi ile kötünün, ileri ile gerinin kavgasının haberlerini yedi iklime duyuran sinyaller yaymaya başlar. O bir şey kazanmaz, ama duymayan kaybeder!
Aydın Çubukçu
İyi Okumalar...