·112 syf.····Okunma: 14 Mayıs 2025 22:55 Bir kabile üyesinin gözünden Avrupa insanın aslında büyük şehirlerde yaşayan hepimizin gerçeğinin anlatılmasıdır bu kitap. İnsanlığımızın geldiği noktayı aslında insan oluşumuzdan ne denli uzaklaştığımızı gözler önüne seren vurucu bir eser. Mutlu olmak için çabalarken aslında mutsuzluğumuzu beslemekten öteye gidemediğimizi, paraya verdiğimiz önemi ve saygıyı, sahip olduğumuz ne varsa Yaratıcı’ya aitken hadsizce sahiplenerek paylaşmaktan uzaklaşarak sosyal hayattaki eşitsizlikleri, zamanın peşinde koştukça kaçırdıklarımızı; en çok da zamanı kaçırdığımızı, her şeye dair “düşünme” merakımızın aslında hislerimize yönelik bir katliam olduğunu, dilimizden Yaratıcı’nın adını düşürmezken yüreğimizin bir o kadar Yaratıcı’dan uzak olduğunu, insanoğlunun elleriyle yaptığı, parayla aldığı “şey”lere düşkünlüğünün Yaratıcı’nın “şey”lerini görmekten aciz bırakışını, meslek kavramını vb. detayları o kadar salt ve derin anlatmış ki altını çizmediğim cümle az. Burada yazdıklarım bir Şule Gürbüz anlatımı gibi uzun, virgüllü bir anlatım oldu açıkçası. Demek ki anlatacak ve etkilendiği çok şeyi olunca insan kısaltamıyor cümleleri, bu kitap da benim için öyle oldu.
Velhasıl bu güzelim eser, medeniyet dediğimiz bütün olguları arı bir anlatımla eleştiriyor gibi görünse de gayet mantıklı gerekçelerle medeniyetin esaret olduğunu yüzümüze çarpıyor.
Ayrıca bu kitabı okurken yazar Kaan Murat Yanık’ın “Sular Üstünde Gökler Altında” kitabına konu olan yerlileri de hüzünle yad ettim kalben.
Her ne kadar bu düzeni değiştiremezsek de kendi dünyamızda, bir yerli kabile üyesi gibi küçülebilir, yetinebilir, biraz da ilkel kalmayı seçebiliriz mutluluğu yakalayabilmek için.