·151 syf.····Okunma: 16 Mayıs 2025 02:04 Reşat Nuri Güntekin’in Gizli El romanını bitirdiğimde, kapağı yavaşça kapatıp bir süre kitaba baktım. Çünkü bu kitapta sadece bir dönemin değil, bir insanın içindeki en derin çatışmaların, en kırılgan umutların izini sürdüm. Daha önce Çalıkuşu ya da Yaprak Dökümü gibi eserlerinde tanıdığım Güntekin’in, burada çok daha ince, çok daha ironik ve bir o kadar da içsel bir dil kullandığını hissettim.
Roman boyunca anlatıcı Şeref Bey’in bakış açısından tanıklık ettiğimiz olaylar, yüzeyde bir iş ve bürokrasi hikayesi gibi dursa da, satır aralarına gizlenmiş çok daha büyük bir hesaplaşma var. Kendiyle. Taşrada umutsuz bir memuriyet hayatından İstanbul’un kaygan zeminine uzanan bu yolculukta, en çok insanın kendiyle olan meselesine dokunuyor kitap.Özellikle Şeref’in geçmişle kurduğu o sürekli hesaplaşmayı, içten içe duyduğu tatminsizliği ve başarı adı altında kovaladığı kibirli yükselişi okurken, kendime de kaç kez döndüm bilemem. Şu cümle mesela, zihnime kazındı:
“Ben, alacağımı almış, ehemmiyetli bir insanı karşımda adeta dize getirmek zevkini derin derin tatmış bulunuyordum.”
Bir insanın güç karşısındaki zaafını bundan daha sade ve etkili anlatan kaç cümle vardır ki...Bir başka katmanda ise, dönemin karanlık bürokratik düzeni, çıkar ilişkileri ve iktidar hırsı tüm gerçekliğiyle ama bağırmadan, yavaş yavaş gözümüzün önüne seriliyor. “Gizli el” sadece politik bir metafor değil; aynı zamanda karakterlerin ruhunda, kararlarında, hayallerinde hissedilen görünmez bir yönlendirici.Seniha karakteri ise bence romanın gerçek kırılma noktası. Kadın figürünün bir gölge gibi Şeref’in yanında ama asla arkasında kalmayışı, onun vicdanını ve ruhsal pusulasını temsil edişi etkileyiciydi. Şeref’in yükseldikçe geçmişinden, yani karısından uzaklaştığını görüyorsunuz. Ama asıl uzaklaştığı şeyin insani yanları olduğunu da seziyorsunuz.Romanda beni en çok etkileyen şey, yazarın asla doğrudan konuşmaması. O kadar çok şeyi dolaylı anlatıyor ki, zaman zaman cümlelerin içinde kayboluyor insan. Ama bu bir eksiklik değil; aksine bir anlatım ustalığı. Çünkü kitabı okurken her şey size doğrudan verilmiyor; düşünmeniz, okuduklarınızı sindirmeniz bekleniyor. Son olarak şunu söylemeliyim: Gizli El’i bir siyasi roman ya da dönem eleştirisi olarak okumak mümkün. Ama ben daha çok bir insanlık hali olarak okudum. Güce karşı duyulan arzunun, kırılganlığın, geçmişe duyulan özlemin, “bir hiç olmamak” için verilen mücadelelerin hikayesi...
Reşat Nuri, bu romanında belki de en çok kendini anlatmış olabilir. Belki bu yüzden roman bittiğinde boğazımda ince bir düğümle kaldım.
Son söz: Gizli El, sesini yükseltmeden insanın en derin yaralarına dokunan bir roman. Okuyana sustuklarını hatırlatan cinsten.