·208 syf.····Okunma: 16 Mayıs 2025 13:22 Gerçekleri gizlemek edebiyata yakışan bir şey mi? Edebiyat sadece toz pembe durumları mı anlatmalı? İnsanların gözünü kapatıp kötü durumlar yaşanmıyor gibi mi göstermeli? Bence hayır, edebiyatın ve sanatın görevi bu değil. İnsanların görmek ve duymak istemediği şeyleri yüzlerine vurmalı ki görmezden geldikleri konular aşılabilsin. Hakan Günday'ın da yaptığı bu değil mi? Günday gerçeklerden kaçmayarak, olumsuz olay veya durumları yazın dünyasına taşıyarak, aslında dünyanın o kadar da toz pembe bir yer olmadığını göstermeye çalışıyor modern edebiyat içinde. Vurucu cümleleri, vurucu hikayeleri ve üzerinde çokça düşünülesi konularla.
Yeraltı Edebiyatından insanlar hep kaçıyor. Sanki burada yaşanan kötü durumlara, kötü sözlere ve onların hafızasından çıkmayacak olan cümlelere daha duymadan ket vurmak istiyorlar. Ama gerçek hayatta da ölüm, kan, şiddet ve cinsellik yok mu? Bunu yazın dünyasına taşımanın ve kitlelere hitap etmenin yanlış olmadığı kanaatindeyim. Günday işte bu gerçeklerle yazıyor.
Daha önce Kinyas ve Kayra'yı okumuştum. Diline anlatışına ve aforizmalarına bayılmıştım. Bende bıraktığı derin etki ile daha yıllarca bu kitabı kafamda tartışacağıma eminim. Şimdi ikinci kitabı olan Zargana ile devam ediyorum Günday okumalarıma.
Zargana, ailesinin yıllardır onu aldattığını ve evlatlık olduğunu duymuş bir şekilde atmıştır kendini sokağa. Donmadan sadece biraz zaman önce Alman polisi tarafından bulunmuş ve çocuklara bakan, özel yetkilere sahip Beuhal adlı evde büyütülmek üzere yerleştirilir. Ama burada mutlu olmaz Zargana ve kaçmak ister. Plan yapar ve bu evden kaçar. Beuhal'den kaçması ve tekrar bağımsız yaşama isteği sonrası hayat artık ona gülmeyip, çok kötü olayların başına gelmesine neden olur. Dört Cezayirli tarafından daha Beuhal'den kaçtığı gece bir sokakta tecavüz edilir. Yaşadığı kötü olaylardan sonra ise onu hayatta tutan ve destek olan biri çıkar karşısına. Onun gibi olan biri. Betty'dir bu kişi
Büyüdüğünde ise içinde kalan ve bastırdığı duyguları açığa vurmak için tanıştığı insanlara yeni senaryolar yazarak, onlara istediği gibi şekil vermek ister. Koma'ya, Zo'ya ya da Booz lakaplı İsmet'e. Hayata karşı duruşunu başkaları üzerinde, hem de sadece kendi istediği şekliyle yapmak ister. Hayat ona acımasız davranmıştır. Dışarı atılmış, aç kalmış, donmak üzere bulunmuş ve dört kişi tarafından tecavüz edilmiştir. Evet, fiziken yaşar ama ruhu hayattan öcünü almak isteyince bunu kendisi değil başkanlarına yaptırır. Belki bunca yaşadığı şey ona hep başkaları tarafından yapıldığı için şimdi yine kendisi başat rol oynamayarak, başkaları üzerinden yaşar.
Aslında Hakan Günday, Zargana'nın neden böyle olduğunu ve bize anlamsız gelmemesi için kısa bir cümle ile özetlediğini düşünüyorum. Günday'a göre Zargana ''bir canlının mutsuz olduğu için yapabileceklerinin şiddetine muhteşem bir örnektir...''
İşte bu cümle bize Zargana hakkındaki o kilit durumu anlatır.
Özellikle de Zargana'nın, hayatını yönettiği insanları ayda bir kere de olsa bir yerde toplaması ve stres atmalarını sağlaması ise bende cehennem figürünü anımsattı. Sokakta olan tecavüzcülerin, adam öldürenlerin ya da başka kötülükleri yapanların sadece bir kişinin sözlerine bağlı kalması ve orada o dip çukurda zaman geçirmeleri cehenneme göndermedir.
Günday'ın ilk iki romanında ortak olan ve her seferinde tekrarladığı iki kavram var. Birincisi, ait olduğu yere sığamayan, yaşayamayan ve oradan kaçar gibi bir anda giden insanlar. Mutluluğu hep varolduğu alanın çok dışında arayanlar. İkincisi ise kaçtıktan sonra farklı karakterlere ya da belki de yıllardır içinde biriktirdiği ve tahakküm altına aldığı gerçek karakterine ulaşmaya çalışmak.
Hakan Günday'ın bende etki bırakan bir yanı, kelimeleri istediği gibi eğip, bükmesi ve hükmettiği yazınsalı özgürce kullanması. Detaycılığa önem vermesi de diğer yanlarından tabii. Bir anda asıl olaydan kopup, önemsenmeyecek yan karakterlerin bile ölümüne giden yolu anlatacak kadar kısa bir yazı yazması. Önemsenmeyen durumları önemsemesi ve olayların sadece tek bir konudan olmadığını anlatması bence yazdığı ikinci kitaba göre yazarlığının boyut atladığının göstergesi.
İlişkilerin, hayatların çapraşık olduğu, hayatımızda, önümüze çıkan şeylerin aslında yazıya geçirilmiş hali olduğunu ve ne kadar kaçmak istersek isteyelim bu konulardan, illaki bir yerde karşımıza çıktığını anlatmış Günday.
Özünde mutlu olmayı ve bu uğurda her şeyi yapmayı göze alan insanların hayatlarını okuruz. Koma, Zargana, Betty ve diğerleri her ne kadar hayat içinde kötü şeyler atlatsalar da mutlu olmayı ve o uğurda başkalarının hayatlarını bitirecek kadar pragmatistlerdir.
Bunca kötülük, şiddet sadece yeraltında mı oluyor? Hayır bunca kötü durum yer üstünde oluyor. Çünkü yaşayan varlık, etrafını dağıtmanın ve iktidarını kurmanın derdinde oluyor. Peki yeraltında ne oluyor? Yeraltında koca bir sessizlik hüküm sürüyor. Ölüm sessizliği.
Beklentimi tam anlamıyla karşıladığını söyleyemem. Çünkü ben Kinyas ve Kayra gibi bir etki bırakacağını düşünmüştüm. Ama konular arasında hızlı geçişi, aynı anda bir çok karakteri anlatması ve bütün hikayeyi iki yüz sayfaya sığdırmaya çalışması acele yapılan bir iş görünümü verdi bana. Bence konu iyi olsa da tabiri caizse demlenmesi beklenmeliydi. Bu yüzden benden tam not aldığını söyleyemem.