Geldik Refik Halid'in sürgününü bitiren kitabına: Deli! Kitap birkaç farklı tür metin sunuyor okuruna. İlk yazımız Deli; bir tiyatro oyunu. Yakup Kadri'nin rivayetine göre; Atatürk bir gece toplantısına, elinde bu oyunun metniyle gelir ve "Size bir edebiyat ziyafeti çekeceğim" dedikten sonra bütün oyunu kahkalar atarak konuklarına okur. Ardından da "Yazık oldu şuna! Ne yapacaksak yapalım, onun bir an evvel memlekete dönmesinin çaresine bakalım." diyerek, Karay'ın sürgününün sona ermesinin ilk adımını atmış.
Oyun çoğu kişiye göre genç Türkiye'nin ve inkılapların hicvi olarak görülse de Atatürk böyle görmemiş, "İnkılabımızı hicvetmiyor, tebarüz ettiriyor. " demiş. Ben de Kemal Paşamızla aynı kanıdayım. Oyundaki baş karakterimiz Maruf Bey(Maruf; bilinen, tanınan demektir) 2.Meşrutiyet'in iki gün öncesinde bilincini kaybetmiş ve tam 21 sene sonra 1930 yılında bir mucize eseri bilincine tekrar kavuşmuştur. Arada, Maruf Beyin zihninde 21 yıllık bir kopukluk vardır. Oyun tam bu noktada, Maruf Beyin bilmediği onca olaydan, savaştan mücadeleden ve inkılaplardan sonra 1930 yılında başlar.
Yeni doğmuş bir bebek olsaydı Maruf Bey; onu şanslı biri olarak addeyleyebilirdik. Lakin; bebek değildir, 62 yaşındadır. Alıştığı, yaşadığı, bildiği, kendini var ettiği 41 yılı ve ardından her şeyden bihaber olduğu 21 yılı vardır cebinde. Etraf değişmiştir, eşraf da değişmiştir, şahıslar da, şahsiyetler de... Maruf Bey ise bu değişimden habersizdir ve değişmeye fırsatı olmamıştır. Bizim bugün gözümüzü yumup, yüz yıl sonrasının yaşamına uyanmamız gibi bir tuhaflıkla karşı karşıyadır. Ne eski alışkanlıkları, ne de eski mizaçları karşısında bulamaz. 2025'e düşmüş bir 70lik baby boomer gibi baka kalır dünyaya. Büyük bir hüznün perde arkasında gizlendiği bir komedi olarak okuruz Karay'ın oyununu.
Yakup Kadri'nin anlatışına göre; Atatürk de komedi yönüyle okumuş oyunu misafirlere. Ama bence Karay'ın affına sebep, bu oyunun çok iyi bir edebi metin oluşu değildi. Atatürk, kanımca komedinin arkasındaki trajediyi seçebilmişti. Maruf Bey, bizzat Refik Halid'in kendisiydi. Memlekette onca badire olmuş ama Refik Halid bütün gelişmelerin uzağında, sürgünlerde sesleri duyarak ama görmeyerek yaşamıştı. 21 yıl aynı zamanda Refik Halid'in o güne kadarki toplam sürgün süresiydi. Evet; Maruf Bey, Refik Halid idi. Atatürk de bunu sezmiş idi ve af o yüzdendi. Cem Karaca'nın yasağı kaldırıldıktan sonra, yurda gelince Atatürk Havalimanı pistini vatan toprağı diyerek hasretle öptüğünü duymuşsunuzdur. Ben çocukken duymuş, çok etkilenmiştim. Refik Halid de aynı hasretle vatana kavuşmayı bekliyordu. Af çıksa; o da yarinin ayaklarına kapanır gibi vatan toprağına yüz sürecekti, belliydi. Atatürk, işte bunu görmüştü ve ceza bitmişti.
Kitapta bu oyun dışında, Karay'ın 1916'da Ankara sürgününde şahit olduğu meşhur yangını anlatan uzunca bir anı metni vardır. Okunmazsa olmazlardandır! Öyle yürek burkar, öylesine yakar... Eski Ankara'dan bahseden az sayıdaki yazılardan biri olması vesilesiyle de çok değerlidir bu sayfalar. Yine anı türünde aktardığı yeni icatların İstanbul'da nasıl karşılandığıyla ilgili bölüm vardır ki kahkasız o sayfaları okumak güç iştir, bilesiniz.
Ve... Beni benden alan... Bahsetmezsem eksik kalacağım Karacaoğlan denemesi! Hisli insan, hisli olanı tanır. Şair de şairi tanır. Karacaoğlan üzerine okuduğum en iyi inceleme diyebilirim bu çalışma için. Eee.. Sözü uzatıp haddimizi aştık yine. O yüzden bu yazının güzellemesini ben yapmayacağım, sözü yazara bırakıp ufaktan ufaktan huzurdan çekileceğim. Kitapla ve sevgiyle kalın...
"Şair bir şehvet şeytanı, bir teke, bir pan değildir. Gayet ince duyguları olan bir adamdır. Mesela, menekşenin boynu bükük duruşuna bakarak der ki:
Kadrin bilmeyenler alır eline
Onun için eğri biter menekşe!
A. Kadir UYSAL - 26.12.2024