Puan vermedi·80 syf.··
2025 42. kitabı
Akşama kadar uyudum bugün. Tatil yorgunluğu geçmeden işbaşı yapmış olmanın verdiği keyifsizlik iş yorgunluğuyla birleşti. Dolu kafam boşalmadı ne izinde, ne de işte. Akşama kadar uyudum bugün de! Sonra, açtım gözlerimi, siyah perdelerle karartılmış odamın tavanına doğru. Sanırım sırtüstü uyuyorum bugünlerde. Zararı yok tabii, neden olsun ki? Batıl inançlarım yok benim. Ha sağ, ha sol tarafa dönük uyumuş ya da uyanmışım. Ne fark eder? Etmez elbet, lakin tavana bakarak uyanmak tuhaf hissettirdi biraz. Yazı mı, tura mı gelecek diye havaya atılan paranın dik gelmesi gibi sanki. Tavana bakarken hatırladım, ben zaten çoğu zaman böyle uyanırım. Gözüm, tavanda yalnız başına sarken ampule takılır hep. Ahh ampul kardeş... Ne işin var odamda? İnsan sana bakarken hayal kuramıyor ki! "Uçsa, evin tavanı şimdi! " diye geçirdim içimden. Ampul yerine gökyüzünü görsem. Hatta, gökyüzünde bir bulut olsa da ona takılsa bakışlarım. Bak! Ne güzel olurdu. O bulutun peşinden gitsem. Olmadı ama, odama bulutlar dolmadı. Saate baktım: 17.58 "Hadi bakalım" dedim. Bulut bana gelmiyorsa, ben buluta giderim. Hızlıca attım kendimi sokağa. Gökyüzünün altında dolaştım biraz. Yürürken fark ettim ki, karnım da acıkmıştı hani. Kahvaltı niyetine, şu Kentucky'li beyaz sakallı amcanın tavukçu dükkanına gidip midemi doldurdum. Dolu midemle devam ettim yürümeye. Tanrım, neden ayaklarım yere basıyor? Oysa, yürümek istiyordum ben bulutların üzerinde. Böyle deyince, N. Fazıl'ın mısraları geldi aklıma: Gönlüm uçmak dilerken semavi ülkelere, Ayağım takılıyor yerdeki gölgelere. Böyle bir hayat işte, ne yapalım, yürümek de güzel. Yürürken ben, karardı hava ama fark edemedim. Zira; bulutları terk edip bakışlarımı çoktan yere çevirmiştim. İzmir marşı ile kendime geldim. Önde onbeş yirmi kişilik bir bando takımı, arkasında yüzlerce kişilik bir fener alayı... Tabii ya... Bugün 30 Ağustos! Unutmuşum. Hayret! Oysa, bu sabah uyumaya yatmadan önce aklımdaydı. Belki bir instagram paylaşımı yaparım diye içimden de geçirmiştim halbuki. Ahh... Boş ver Kadir paylaşımı falan. Yürü sen dedim ve girdim fener alayının arasına, tek başıma. Biraz da biz kalabalık olalım ha, fena mı? Çocuğu, genci, yaşlısı sahil yolundan bando eşliğinde çeşit çeşit tezahüratlarla yürüdük. Zevkli ve coşkulu yürüyüşümüz tören alanında sona erdi. Etkinlik Volkan Konak konseriyle devam etti ama ben yürüdüğümüz yoldan geri dönmeyi tercih ettim. Sıklıkla yaptığım gibi kendime bir kafe bulup kahve siparişimi verdim. Ardından çantamı açıp kitaplarımı yokladım: Muzaffer Tayyip Uslu-Şimdilik. Şairimiz 1922'de doğmuş, 1946'da ölmüş. Kısacık hayatına şiirler sığdırmış bir cumhuriyet çocuğu. Kitabını bir ay kadar önce Penguen'den almıştım. Dükkanda, rafların arasında dolaşırken kitabına rastladığımda, hakkında birçok şey bildiğimi fakat şiirlerini hiç okumadığımı fark edip satın almıştım. Okumak bugüne kısmetmiş, dedikten sonra başladım sayfaları çevirmeye. Orhan Veli tadında şiirleri vardı. Neşeli bir hüznün içinde bulutlara çıkmaya çalışıyordu benim gibi. "Ben böyle avare değildim eskiden Bulutlarla merhabam yoktu." dedi bana bir şiirinde. Şaşırdım, hayret ettim. O kötü hastalık gelince mi başladı dedim, bulutlarla tanışıklığın. Ben hep böyleydim, dedim. Pek fazla oyuncağım yoktu çocukken; ya ağaçlarla, ya bulutlarla oynardım. Bugünkü gibi yürürdüm yine, tek başıma, eskiden de. Bak sen de yürüyorsun, dedim Muzaffer Beye. Cumhuriyet devrinin flanörü senmişsin demek. Güldü üstad söylediklerime. "Ah, insanları yorulmadan Sokakları yorulan Bu küçük şehirde..." deyip öksürmeye başladı. Kesildi şiiri sanki, hastalıktan. Ahhh Tanrım dedim; neden hakketmeyen birçoklarına uzun ömür verirken, böyle güzelim insanların ömrünü kısa tuttun? A.Kadir UYSAL - 30.08.2024
ŞimdilikMuzaffer Tayyip Uslu · Yapı Kredi Yayınları · 20131,267 okunma
·
87 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.