·95 syf.····Okunma: 19 Mayıs 2025 12:18 Bu eser, edebiyatın sınırlarını aşan, varoluşun en kuytu dehlizlerinde yankı bulan bir çığlık gibi insanı en derinlerine sürüklüyor..!. Bana göre yalnızca bir roman değil; insanın iç dünyasında dolaşan, zaman ve mekandan kopmuş, soyut bir bilinç akışının iz düşümüdür. Kitabı elinize aldığınız an, artık geri dönülmez bir yolculuğa adım atmışsınızdır. Bu, hakikatin üzerini örten perdeleri bir bir kaldıran, okuyucuyu içsel bir sorgulamanın girdabına çeken bir yolculuktur.
“Kör Baykuş” klasik anlamda bir olay örgüsüne, düz bir anlatıma yaslanmıyor nedense. Aksine, zaman çizgisi parçalanmış, anlatıcı zihinsel çözülmenin eşiğinde bir varlık haline gelmiş. Aslında işte burada en büyük gücünü gösteriyor. Çünkü anlatı ilerledikçe, okuyucu sadece karakterin değil, kendi iç dünyasının da katmanlarını soymaya başlıyor. Tıpkı aynaya bakarken gözünün içine bakmanın huzursuzluğu gibi…....
Sadık Hidayet'in dili, yer yer bir halüsinasyon kadar buğulu, yer yer de bir neşter kadar keskin ve net.(Okurken resmen hücrelerime sindi!) Her bir cümle, bilinçaltının gölgelerinde unutulmuş, bastırılmış duyguları uyandırıyor. Romanın atmosferi o kadar yoğun ve karanlık ki , bir noktadan sonra gerçekle hayalin nerede ayrıldığını anlamıyorsunuz. Zihinsel bulanıklık, yerini metafizik bir huzursuzluğa bırakıyor.
Yazarın o kadın diye hitap ettiği kadına duyduğu arzu ve nefret, bir tür varoluşsal krizle iç içe geçmiş... Kadın, burada yalnızca bir karakter değil; insanın ulaşamadığı idealleri, çözülemeyen soruları, bastırılmış arzuları temsil ediyor. Ve ne zaman ona ulaşmaya çalışsa, bir uçuruma daha da sürükleniyor. Bu, yalnızca karakterin değil, insan zihninin de sürekli tekrar eden döngüsüdür: Anlam arayışı, hayal kırıklığı, kaçış…..