Içerisinde beş farklı sınıftan beş farklı ölümün nasıl gerçekleştiğini anlatan kitabı kısaca derlemeye çalıştım.
1. Kont de Vertueil- Kontes Mathilda de Vertueil
Aristokrat bir ailede zaten halihazırda birbiri ile ilgisi kalmamış Kont ve Kontesten, Kont olan ölüyor. Kontes ağlamaktan perişan olduğunu söyleyerek kocasının cenazesine katılmıyor. Cenaze boyunca dairesinde koltuğuna uzanıyor rahatlamış bir halde kemerinin püskülüyle oynayarak hülyalı hülyalı tavana bakıyor, yanaklarını kızartacak hayallere dalıyor.
2. Bayan Guerard - Oğlulları
Burjuvazi bir ailede dul Bayan Guerard 3 oğluyla beraber yaşıyor. Eşi yıllar önce ölünce ona güzel bir servet bırakmış. Babalarının servetinden güzel bir miktar miras alan oğlanların her biri ise diğerinden daha hayırsız bir şekilde bu parayı kaybetmiş. Böylece tekrardan ihtiyatı elinden bırakmayan annelerinin evinde beraberce yaşamışlar. Günlerden bir gün Bayan Guerard hastalanıp yatağa düşüyor. Fakat ihtiyatlı anne oğulları parayı çarpıyor etmesin diye servetini sakladığı dolabı kilitleyip anahtarında baş yastığının altına koyuyor. Hastaneleri yatakta yatarken 3 Oğlan kirayı kimin toplayacağına karar veremeyip bir kavgaya tutuşuyor. Anneleri bu kavga esnasında son nefesini veriyor.
Cenaze mezara indirildiğinde 3 oğlan anneler için üzülüp ağlıyorlar fakat bir taraftan da birbirlerine miras için gözdağı vermekten de geri durmuyorlar.
Para ölümü zehirlemişti ve bu ölümden bir tek öfke çıkmıştı. Çocuklar annesinin tabutu üzerinde dövüşmeye başlamıştı. Oğlanların en büyüğü ona kalan tüm mirası çılgın icatlara sayıp dökecekti, ortanca olanın onu yolan bir sevgilisi vardı, en küçüğü yine delice bir borsa oyununa dalmıştı ve sermayeyi batıracaktı.
3. Bayan Rousseau- Bay Rousseau
Esnaf bir aile olan Rousseaular tırnakları ile kazıyarak bir dükkan satın alıyor. Her ikisi de dükkanda kırtasiyecilik yapıyor. Dükkanın kapalı havası ve tezgahta hareketsiz durmak Bayan Rousseau iyi gelmiyor. Doktor ona istirahat ve kırlarda yürüyüş öneriyor ama insan küçük birikimler yapıp sonra da huzur içinde yiyebilmek isteyince bu tavsiyelere hiç uymuyor. Bayan Rousseau ileride satıp savarak taşraya yerleştikten sonra dinleneceğini ve bol bol yürüyüş yapacağını söyleyerek bunu erteliyor.
Bayan Rousseaular bir gece rahatsızlanıyor ve dükkana gidemez oluyor. Hastalığının her günü, ertesi gün yataktan kalkıp tezgaha geri döneceğini hayal ederek geçiyor. Ta ki bir gece ölümün yakın olduğunu hissederek eşini yanına çağırıyor, ondan yarın sabah noteri getirmesini böylece tüm birikiminin mirasçısı ablası Agatha değil de eşine kalmasını ve eşinin birlikte kurdukları hayali yerine getirmesini istiyor. Bunu söylerken Eğer yalnızlıktan canı sıkılırsa eşine evlenmesini ve hatta evlenecek olursa tanıdıklarından şu kadınla evlenmesinin onu mutlu edeceğini söylüyor.
"Artık içim rahat öleceğim"
Bayan Rousseau can çekişerek ölüyor. Kocası karısını çok seviyor ama cenaze masrafları için uzun uzun pazarlık yapmaktan da geri kalmıyor. Cenaze bittikten sonra Agatha'ya noterden yazdırılan vasiyeti söyleyince Agatha çekip gidiyor.
Bay Rousseau Hala derin bir üzüntüye kapılıp Boğazı düğümleniyor Fakat onun canını en çok sıkan şey hafta içi bir gün cenaze sebebiyle dükkanın kapalı kalması.
4. Charlot- Moriseaular
Işçi bir aile için kış zor geçmekteydi. Iş yoktu, ekmek yoktu, evde ocak yoktu. Morisseaular yoksulluktan ölüyordu. Kaldıkları evin tavanındaki çatlaktan içeri yağmur sızıyordu. * Binadaki çocuklar yukarıdan aşağıya sinekler gibi ölüyordu, ev o den sağlıksızdı*
Moriseaular'ın Charlot isminde akıllı fakat pek çelimsiz bir çocuğu vardı. Anne ve baba bazen çocuk için dahi ekmek bulamıyordu.
Hava kıştı, yollar buz tutmuştu. Baba yoldaki buzları kırma işine girmişti, açlıktan ölmemelerine yetecek kadar para kazanıyordu. Kırık camdam içeri gelen soğuğu engellemek için Anne pencereye bir şal asmıştı ama bu dışarıdan gelen soğuğu engelleyemiyordu. Charlot bir gün hastalandı. Annesi evdeki tek yatak olan içinden ara sıra avuç avuç yün sattıkları yatağı Charlot'a verdi. Günler geçiyor çocuk iyileşmiyordu. Komşu kadının verdşği parayla bir doktor çağırıldı.
"Onu bu rutubetli hava bitirmiş." dedi Doktor. * zaten yoksul insanlar her türlü havada geberip gidiyorlardı*
Doktor anneye yardım bürosuna yazılmasını söyledi. Anne belediyeye gitti fakat fazla talep olduğu için beklemeleri gerektiği söylendi.
Günler geçiyor minik Charlot iyileşmiyordu. Baba kırık camın önündeki şalı kaldırıp sokakta çözünen buzlara baktı. Belkş bu çocuk için iyi olur diye düşündü ama bir taraftan da işini kaybedeceği için üzgündü. Gece Charlot ağırlaştı, evde Işık olmadığı için anne babası durumu anlamamıştım komşuları ışıkla geldiğinde anne gerçeği gördü "Ah Tanrım, ölmüş!"
Baba " Ne bekliyordun ki? Ölmüş... Böylesi daha iyi!"
Iki kadın minik yavruya çeki düzen verirken Kapı çaldı yardım gelmişti. On frank, ekmek ve et kuponları... Baba güldü " Yardım bürosu her zaman treni kaçırır zaten"
Komşu kadın ölünün yanında aç aç durmak onu tekrar diriltirmez diyerek bir sofra kurdu. Morise aular minik bedenin yanında iştahla yedi. Ara sıra annenin gözleri nemleniyordu.
Ertesi gün minik Charlot'u gömdüler. Yardım bürosundan gelen parayla Moriseaular arkadaşlarını şaraphaneye davet etti. İki litre şarap ve biraz keçi peyniri yediler.
5. Jean Louis- Çocukları
Köylü bir aile, Jean Louis 70 yaşlarında. Issız bir bölgede 150 kişinin yaşadığı mezrada tüm hayatını geçirmiş. Iki oğlu bir kızı ve bir de kızının torunu 5-6 dönümlük bir arazide ancak ekmek yiyebilecekleri ve çıplak kalmayacakları kadar kazandıran bir toprak parçasında geçimlerini sağlıyorlar. Kilisesi bile olmayan bu mezrada cemaat oldukça fakir.
Jean Louis hayatı boyunca hastalık nedir hiç bilmemişti. Yaşlanınca dilsiz olmuştu. *lüzumsuz olduğu için artık konuşmuyordu*
Tıpkı eskisi gibi çalışmak için tarlaya gittiğinde vücudu onu daha fazla taşıyamamış düşüp kalmıştı. Fakat o inatçıydı ertesi gün tekrar tarlaya gitti. Ne yazık ki yaşlı huzurlara artık onun çalışması için yeterli değildi. Üstelik hasat zamanı gelmişti. Hasat zamanı eli iş tutan herkes çalışmalıydı. Çocukları hasta babalarını bırakıp tarlaya gitmek zorundaydı. Jean Louis 60 yıldır bu toprakta çalışıyordu, madem artık yer işgal etmekten ve insanlara rahatsızlık vermekten başka bir işe yaradığım yok o zaman göçüp gidebilirim diye düşündü. Çocukları da büyük bir üzüntü içinde değildi. Toprak onlara böyle şeyleri kanıksamayı öğretmişti.
Bu akşam hasattan gelen çocukları Jean Louis'i ölmüş buldu. Gece cesedin başında beklediler. Sabah olunca biri bölge papazına haber vermeye gitti. Hasat henüz bitmemişti diğer ikisi tarlaya çalışmaya gitti ve küçük torunu dedesinin başında bıraktılar.
Tarladan dönen çocukları hasatı sona erdirmişti, durumdan memnundular çünkü iyi bir verim almışlardı. Bölge papazı saat 6'da geldi. " Acele edelim, saat 7'de geri dönmem lazım." dedi fakat kimsenin acele ettiği yoktu.
Herkes tabutun çukura indirilmesine yardım etti. Jean Louis Baba bu çukurda rahat edecekti. Toprağı tanıyor, toprakta onu tanıyordu. Çok iyi anlaşacaklardı. Toprak ona bu randevuyu vereli neredeyse 60 yıl olmuştu, ihtiyarın ilk kazma darbesiyle onu yardığı gün.