Dashner, Labirent ve Sanal Ağ serilerinin yazarıdır. Daha çok film serisine de uyarlanan Labirent serisi ile tanır.
David, son otuz yılını çocukluğunda yaşadığı travmaları unutmaya çalışarak geçirmiştir. Yüzyıllar önce doğmuş insanların babadan oğula, anneden kıza nesiller boyu süren laneti ailesinin üstüne gölge düşürmüş ve bu lanet en sonunda karşılarına bir canavar, insanlık tarihinin gördüğü en korkunç seri katillerden biri olarak çıkmıştır: Pee Wee Gaskins.
Gençliğinde Gaskins’in kurbanı olmaktan zor kurtulan David, dört çocuğuyla birlikte ona musallat olan tüm kötülüklere rağmen aile evine geri döner ve döndüğü anda kapılarında bir yabancı belirir ve David’in ölüm kalım savaşı başlar.
David’in gençliğini ve yetişkinliğini eş zamanlı olarak okuduğumuz bu gerilim kurgusunun artı ve eksi yönleri var. Artılarından biri; okurken aklınıza bile gelemeyecek sahnelere tanıklık etmeniz. Bir lanet romanı olunca göz önünde yaşananlar şüphesiz okura da sürpriz oluyor. Sayfalar şiddet, kan ve kargaşayla, neler olup bittiğini anlamaya çalışmakla ve sıradaki kurbanın kim olabileceğini tahmin etmekle geçiyor. Bu anlamda aksiyonu ve temposu yüksek. Ancak işin çözümlenme noktasında yani Gaskins ailesinin derdinin ne olduğunu öğrenmeye başladığımızda işin rengi değişiyor. Zalimce öldürülen insanların ve özellikle David’in hedef alınmasının gerekçeleri bana saçma ve yapay geldi. Mantığımla çelişen anlamsız durumlar kitaba başladığımda hissettiğim merak duygusundan hızla uzaklaşmama neden oldu. Dolayısıyla kitap kendi kendini sessizce imha ederek buharlaşıp yok oldu.
Daha önce söylediğim gibi korku ve absürtlük arasında çok ince bir çizgi var. Bence bilimkurgu yazarlarının kafası farklı işlediğinden bu dengeyi kurmaları zor olabiliyor. Güvenli alanlarının dışına çıkıp bşka bir tür denediklerinde ortaya çıkan iş üzerlerine oturmuyor. Labirent serisini okuyamasam da film serisini severek izlemiştim. Eminim okumuş olsaydım daha büyük keyfi alırdım. Yazardan beklentim yüksekti o nedenle. Bu kez olmadı, maalesef.