Bir histeri vakası
7/10
·104 syf.··
2025 23. kitabı
DANSA DAVET – JEAN TEULE Dansa Davet’i, kısa bir öykü okuyarak işten güçten fırsat bulduğum kısa bir zamanımı değerlendirmek için heyecanla elime almıştım. Ben ki kitapları insan keşmekeşinden, dünya derdinden kaçıp kurtulmak için bir sığınak olarak kullanan ben, kitabın daha ilk satırlarında mideme yumruğu yemiştim. Kitap, bir kadının açlıktan ağlayan bebeğini bir nehre atmasıyla başlıyor ve yorgun mideme kroşeyi indiriyordu. Olaylar böylesine gerçek miydi, yoksa ilk kitabını okumaya mazhar olduğum sevgili Jean Teule, biraz gerçeklerin üzerine biraz da baharat mı serpmiş, bilemiyorum. Ama olay, tarihi bir gerçek. 1518 yılının Strazburg’unda geçiyor (o zamanlar Kutsal Roma İmparatorluğu sınırları içinde). Orta Çağ’ın bu döneminde açlık, kıtlık ve sefalet hüküm sürerken, hüküm sahibi olanlar da kese doldurma peşinde. Peki insanlar çaresizlikten kendi çocuklarını yerken bu sisteme dur diyecek bir babayiğit yok mu? (Lafım cinsiyetçi değil, sözün gelişi; yanlış anlaşılmasın.) Frau Troffea! Marangozun karısı ve az önce bebeğini nehre atmasıyla tanıdığımız kadın! Peki ne yapıyor? Dans ediyor! Evet evet, dans etmeye başlıyor. Hem de müzik yok, davul yok, hatta kapı gıcırtısı bile yok! Yalnız bir çaresizliğin dışa vurumu, yoksulluğun çığlıkları… (Gerçekte histerinin sebebi bilinmiyor.) Başta kimse anlam veremiyor ama dansçılar bir iken iki, iki iken beş derken salgın gibi yayıldıkça sokaklar dans eden tuhaf insanlarla doluyor. Reformcular mı yapıyor? Yoksa şeytanın işi mi? Ne kilise ne de sevgili, keyfine düşkün belediye başkanımız olaya anlam verebiliyor elbet. Ayinler düzenlenip ruhlar paklanıyor, kutsal sular dökülüyor ama nafile; oynamaya başlayan ölene kadar durmuyor. Kilise: (Evet, kilise… Orta Çağ’dan bahsedeceksek kambersiz düğün olmaz, değil mi?) Olaylara anlam veremediği gibi, halkın günahlarına karşın Tanrı’nın onları sonsuza dek lanetleyerek böyle bir cezaya çarptırdığına inanıyor. Bir yandan da Reformcuların etkisinin buralara kadar geldiğinden korkup, olayların derhâl ve şiddetle ortadan kaldırılması için diretiyor. Sevgili yazarımız Jean Teule de çuvaldızını kiliseden sakınmıyor tabii. (Kitap kısmen kurgu olduğundan ben olanı özetledim.) Belediye Başkanı: Keyfine düşkün ve zeki biri. Elbette soylu ve zengin. “Hem ayranım dökülmesin hem yoğurdum ekşimesin”ci bir siyasetçi. Bir yandan kiliseyle ilişkisi var, bir yandan da halka üzülür gibi bir hâli… Ama bana sorarsanız asıl korkusu, burjuvazinin salahiyeti ve statükonun devamı. Zaten sonda kiliseyi Reformcuların vaatleriyle korkutup aba altından sopayı gösteriyor. (Tabii bu karakter de tamamen kurgu.) Türkler: Evet, kitapta Türkler de var. Bir korku unsuru olarak kullanılıyor. Halk, Türklerin korkusundan açlığını bile unutuyor. Kilise ve yöneticiler, Türk korkusunu halkın üstünde ustaca kullanıyor. Hatta Türklerin gelip gelmediğini sürekli gözetleyen bir kuleleri bile var (surların üstündeki bir gözetleme kulesi). Doğuda fetihlerine devam eden Yavuz Sultan Selim, 1517’de Mısır’ı fetheder ve Avrupa’daki korkunun derinleşmesi de politik olarak normal karşılanabilir. Kitabı okumamış olanlar için nasıl bittiğini yazmadım. Genel olarak dili akıcı ama epey çarpıcı. Mide bulantısı yaşamadım değil. Kitabı elimden düşürdüğüm de oldu haliyle. Bir çırpıda okunması, okurun midesine bağlı gibi. Bu kitap beni eğlendirmedi ama içimde bir şeyleri dürttü. Belki de iyi hikâyeler tam da bunu yapmalı.
Edebiyat
Dansa DavetJean Teule · Sel Yayıncılık · 202011,1bin okunma
·
1.361 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.