Yazım dili bakımından okuduğum en değişik kitaplardan birisiydi. Belki de bu Camus’nün yazdığı ilk roman olmasından kaynaklanıyor. Cümleleri çok kısa ve net olmasına rağmen hikayesini bir hayli beğenmiştim.
Romanın başkahramanı Meursault’un hikayenin başından itibaren gösterdiği kayıtsızlığı, olaylara karşı tepkisizliği ve duygularını bastırma biçimi rahatsız edici gelse de, kitabın ilerleyen bölümlerinde bu duruşun ardındaki felsefi sorgulamayı anlamlı buldum.
Meursault’un annesinin ölümü karşısındaki tepkisizliği, toplumsal normlara uymayı reddedişi, hayatın anlamı, ölüm ve özgürlük gibi konular okuyan herkesi düşündürmüştür. Dili sade ama anlatımı oldukça derin bir hikaye. Özellikle son bölümlerdeki içsel sorgulamalar beni çok etkiledi.