Puan vermedi·264 syf.··Beğendi
···Okunma: 23 Mayıs 2025 19:24 Orhan Veli'nin üzerine çok şey yazmayı doğru bulmamakla birlikte, bir yandan da çok şey yazsam diyorum. Yıllar yılı şiirleri hayatımın bazı dönemlerinde karşıma çıkmış ve kendini o kadar ön plana atmıştır ki, zihnimin hep bir yerlerinde şarkısını söylemektedir.
Araya giren kitaplar, şiirler bir yana uzun soluklu ve aralıklı bir okuma süreci oldu. Çoğu şeyde olduğu gibi bunun da aceleye getirilesi pek yoktu. Kitaba başlayalı 397 gün olması bunun kanıtı mıdır acaba? Neyse bunları geçelim. Gelgelelim Orhan Veli'nin şiirlerine. Onun şiirleri bir başkaldırı olmakla birlikte bir yandan da hüzün doludur. Şiirini kahvedeki Süleyman Efendi'ye kadar ulaştıran odur. Buna çokça karşı çıkılmakla birlikte edebiyat dünyasına balyoz gibi indirilmesine de engel olunamamıştır.
Gelin biraz şiirlerine bakalım:
Handan, hamamdan geçtik,
Gün ışığındaki hissemize razıydık;
Saadetinden geçtik,
Ümidine razıydık;
Hiçbirini bulamadık;
Kendimize hüzünler icadettik,
Avunamadık;
Yoksa biz...
Biz bu dünyadan değil miydik?
Zorlu yaşamı şiirlerine yansımış yansımasına ama kendi zorluğu yetmezmiş gibi başkalarının zorluğunu da yük etmiş gibidir kendine.
Denizi sever. Çok sever hem de. Yazmayı da bir o kadar. Dostları da vardır pek tabii; Melih Cevdet, Oktay Rifat, Sait Faik... O, dostlarıyla kahvelerde dolaşır ve yaşamı, yaşamayı çokça sever. Sokaklarda herhangi bir insan gibi dolaşır Türkiye'nin sayılı şairlerinden olmasına rağmen. Ne İngiliz Kralı kadar mütevazidir ne de Celal Bayar'ın ahır uşağı kadar aristokrat. Orhan Veli'nin şiiri kıyıda köşede kalmış insanın, beş parasız dolaşan gencin, ayakkabı boyacısı çocuğun şiirdir. Yüksek kesim için onca methiyeler, teşbihler zaten yıllarca dizilmiş değil midir?
ALTINDAĞ
Biri bir koca görür rüyasında:
Yüz lira maaşlı kibar bir adam.
Evlenir, şehire taşınırlar.
Mektuplar gelir adreslerine:
Şen Yuva apartımanı, bodrum katı.
Kutu gibi bir dairede otururlar.
Ne çamaşıra gidilir artık, ne cam silmeye;
Bulaşıksa kendi bulaşıkları.
Çocukları olur, nur topu gibi;
Elden düşme bir araba satın alınır.
Kızılay Bahçesi'ne gidilir sabahları;
Kumda oynasın diye küçük Yılmaz,
Kibar çocukları gibi.
Lâğamcının hamam rüyasıdır
Rüyaların en güzeli.
Uzanır yatar göbek taşına;
Tellaklar gelip dizilir yanıbaşına.
Biri su döker,
Biri sabunlar;
Elinde kese sıra bekler biri.
Yeni müşteriler girerken içeri,
Lâğamcı,
Pamuklar gibi çıkar dışarı.
Genç yaşında sevdalara tutulmuş, genç yaşında yazmış, her şeyi gençken yaşamıştır. Çünkü Orhan Veli hiç yaşlanmamıştır. Ölümle bile gençken tanışmıştır. İnsan gençliğe bu kadar tutkun olabilir herhalde. Şu zamanlar yürüdüğüm Ankara sokaklarının birinde bir çukura düşmüş ve hayatını kaybetmiştir. 36 yaşına sığdırdığı ise yalnız şiirleri değildir. Orhan Veli garip insanın derdini garip bir dilde haykırmıştır. Garibi koymuştur hayata. Hiç görülmeyen garibi. 36 yıla göre az şey olmasa gerek. Bakın ne güzel anlatmış bizi:
Dikilir Köprü üzerine,
Keyifle seyrederim hepinizi.
Kiminiz kürek çeker, siya siya;
Kiminiz midye çıkarır dubalardan;
Kiminiz dümen tutar mavnalarda;
Kiminiz çımacıdır halat başında;
Kiminiz kuştur, uçar, şairâne;
Kiminiz balıktır, pırıl pırıl;
Kiminiz vapur, kiminiz şamandıra;
Kiminiz bulut, havalarda;
Kiminiz çatanadır, kırdığı gibi bacayı,
Şıp diye geçer Köprü'nün altından;
Kiminiz düdüktür, öter;
Kiminiz dumandır, tüter;
Ama hepiniz, hepiniz...
Hepiniz geçim derdinde.
Bir ben miyim keyif ehli, içinizde?
Bakmayın, gün olur, ben de
Bir şiir söylerim belki sizlere dair;
Elime üç beş kuruş geçer;
Karnım doyar benim de.