8/10
·68 syf.··
2017 8. kitabı
“... Fakat sen kimsin ki benim için?” Zor bir roman olmuştu kendi adıma. Bir şeyler okurken, kendimize herhangi bir karakter seçer, empati yaparız mutlaka. Bu eser, empati yapamadığım için zorlamıştı beni sanırım. Bir insanı, uğruna tüm hayatını feda edecek kadar sevmek ve aynı zamanda karşısına bir kez daha çıkamayacak kadar korkmak. Yabancı duygular benim adıma. Bu yüzden iletişim kurmam zorlaştı. Dikkatimi çeken şey, bilinme isteği. Ne kadar fedakar ya da ne kadar umursamaz olursak olalım, önünde sonunda -değer görme kaygısı olmaksızın- fark edilmek istiyoruz. Ölmemize beş kala bile olsa, bu dürtüye asla engel olamıyoruz. Zweig yine müthiş bir estetikle inşa ediyor olayları. Karşı cinsin dilinden yazdığı cümlelerin etkileyiciliği, beni hep hayran bırakmıştır kendine. Aynı tarz ve aynı etki. Öyle ki, yazarını bilmeksizin okutsalar bu kitabı herhangi birimize; beş on sayfa sonra Zweig diye haykırırız muhtemelen. İşte bu bence bir yazarın en güzel yeteneği. “... Sen, beni asla, asla tanımayan, bir su birikintisinin yanından geçercesine yanımdan geçip giden, bir taşa basarcasına üstüme basan, hep, ama hep yoluna devam eden ve beni sonsuz bir bekleyiş içerisinde bırakan sen, kimsin ki benim için?” Fedakarlık, sitem ve bence biraz da pişmanlığın öyküsü bu. Çünkü aslında geçmişi itiraf etmek, “her şey farklı olabilirdi” pişmanlığını içerir biraz da. Yine çok farklı dünyaların mektuplarında kaybolacaksınız. İyi okumalar.
Edebiyat
Bilinmeyen Bir Kadının MektubuStefan Zweig · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2022266,6bin okunma
·
1 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.