"Bazen geçmiş, yalnızca hatırlamak için değil, iyileşmek için geri gelir."
Sarı, bir kazadan sağ kurtulmuş bir adamın hikâyesi gibi başlıyor.
Ama birkaç sayfa sonra anlıyorsun: Bu, sadece hayatta kalmanın değil, yeniden yaşamayı öğrenmenin öyküsü.
İçine bastırdığın her şey, bir gün sessizce kapını çalar.
Dersim Özel, kelimeleriyle işte tam o kapıyı aralıyor.
Geçmişin unuttuğumuz, unutturmak istediğimiz köşe bucaklarını, büyük bir zarafetle önümüze seriyor.
Ve anlıyorsun ki; her çocukluk anısı, her unutulmuş tebessüm, her bastırılmış acı… Seni bugüne getiren gizli bir yolmuş.
Sarı bir renk değil burada, bir ruh hali.
Yarım kalmış bir sevincin, tam iyileşmemiş bir yaranın rengi.
Ne tam aydınlık, ne tam karanlık.
İkisinin tam ortasında, insanı kendine baktıran o kırılgan ton.
Kitabı okurken bir noktada fark ediyorsun:
Sen de bir şeyleri arkanda bırakmadın belki…
Sadece derinlere gömdün.
Ve Sarı, o gömdüğün yerlere usulca iniyor.
Sana acele etmeden, bağırmadan, incitmeden kendi hikâyeni anlatıyor.
Dersim Özel’in kalemi, fazla söze ihtiyaç duymayan bir kalem.
Her cümlede biraz susuyor, her suskunlukta biraz daha anlatıyor.
Kitabı bitirdiğinde, yalnızca bir karakterin değil, kendi geçmişinin de içinde uzun bir yolculuk yapmış gibi hissediyorsun.
Çünkü bazı kitaplar yalnızca okunmaz.
Bazı kitaplar, insanı içinden geçirir...
Ve Sarı işte tam da böyle bir kitap.