·344 syf.··Beğendi
···Okunma: 27 Mayıs 2025 00:00 İlk önce belirteyim, ben bu serinin ilk kitabını da beğenmedim ama şans verdim okumam gereken tonca manga, kitap, çizgiroman varken bu kitabı okudum. Hem ince hem de beni o kadar yormaz dedim... keşke dilime eşek arısı soksaydı da demeseydim.
-Unutmadan söyleyeyim spoiler var-
J. Breen’in "Kopuk Bağlar" kitabı zaten karakter derinliğinden uzak, klişelerle bezeli, temposuz bir kurgu sunuyordu. “Vahşi Bağlar” ise bu enkazın üzerine beton dökmeye çalışıyor ama çatlakları sadece daha da belirginleştiriyor. Bir devam kitabı olarak ne karakter gelişimi sunabiliyor, ne de önceki hataları telafi ediyor. Aksine, hikâyeyi daha da absürt, daha da yapay bir hâle getiriyor.
J. Bree bu kitapla ne yaptı biliyor musun? İlk kitabın üzerine bir şey inşa etmek yerine, o harabenin üstüne pembe simli bir perde çekti ve "bakın ne kadar derinim" dedi. Oysa derin olan tek şey, karakterlerin içine düştüğü mantık çukuru. Hani derler ya “karakter gelişimi”, bu kitapta öyle bir şey yok. Karakterler gelişmiyor. Karakterler, sabah uyanıp kahvaltı yerine “Ben bu kitaba hangi saçma kararımla katkı sağlarım?” diye düşünüyor.
Kadın karakterimiz, ilk kitapta asla affetmem, bitti bu iş diyordu ya, ikinci kitabın daha ilk 50 sayfasında ‘mukadderat’ falan deyip öpüşmeye başlıyor. Sanırsın hafıza kartı formatlandı. Bu kadar ani dönüşleri NASA’nın roketleri bile yapamıyor, yeminle.
Travmalar mı? Aman Tanrım, o da ne? Kitap boyunca derin acılar, karanlık geçmişler, yüzleşilmeyen anılar gibi kelimeler havada uçuşuyor. Ama bunlar öyle üstünkörü ele alınıyor ki, insanın aklına şu geliyor: Acaba yazar "karakterine acı çektirmek karakteri derin yapar" gibi toksik bir Wattpad efsanesine mi inanıyor? Çünkü bu insanlar ağlıyor, bağırıyor, kaçıyor, geri dönüyor ama neden yapıyorlar, ne hissediyorlar, bir Allah’ın kulu anlatmıyor. Sadece yapıyorlar. Yani karakter değil, Sims gibi: Ağlat tuşuna basıyorsun, ağlıyor. Öpüştür, tamam öpüşüyorlar. Derinlik? Yok, ama simülasyon hissi 10/10.
Adam karakter mi? Ah canım, o da tam bir ben karanlık geçmişimle barışmaya çalışırken yine manipülatif bir manyağa dönüşüyorum temalı Pinterest panosu. Suç işlemiş, yalan söylemiş, güveni yerle bir etmiş… Ama olsun. Çünkü GÜZEL. Çünkü ABİSİNDE TRAVMA VAR. O yüzden affedilmeli. Bir ara adamın gözleri doldu diye geçiyor. Ve bu, tüm günahlarının kefareti oluyor. Ay ne güzel, göz dolmasıyla karakter aklanabiliyormuş, biz niye yıllardır terapiye gidiyoruz ki?
Yan karakterler desen, onlar da sadece fon müziği gibi. Ana karakterin acısını büyütmek için oradalar. Başlarına ne gelirse gelsin, asla kendi hikâyeleri yok. Biri trafik kazası geçirse, ertesi gün neyse boş verin beni, siz öpüştünüz mü? diyecek kadar fonksiyonel diyecektim ki fonkisonun bile belli bir düzlemi var ama bunun yok. Yani herkesin hayatı ana çifti desteklemek için yazılmış. Tüm evren, onların öpüşmesi ve drama kasması için yaratılmış. Tanrı da aa ne olur barışsınlar demiş gibi. Ne yaptınız Zeus'a rüşvet mi verdiniz?
Ama en sevdiğim kısım ne biliyor musun? Kitabın kendini ciddiye alması. Öyle bir drama havası veriliyor ki sanırsın Shakespeare geri dönmüş-bir an örnek olarak Shakespeare neden veriyorum dedim aq- ve Romantik ama bozuk, ağır hasarlı bir çift nasıl yazılır? üzerine doktora yapıyor. Her replik büyük laflar, her bakış bir anlam yumağı. Ama tüm o lafların altını kazıyorsun, içinden boşluk çıkıyor. Felsefe gibi yazılıp, ergen WhatsApp konuşması gibi akan bir hikâye bu.
Finalde ne oluyor dersen, spoiler ama... yemin ederim hiçbir şey olmuyor. Yani olaylar oluyor ama değişen bir şey yok. Kitap birinci kitabın sonunda bıraktığı noktaya geri dönüyor, sadece herkes biraz daha yorgun, biz ise IQ'muzdan 10 puan kaybetmiş halde kalıyoruz. Karakterler “çok büyüdük biz ya” falan diyor, ama hayır. Sadece daha fazla dudak ısırıp daha fazla “konuşmamız lazım” cümlesi kurmuşlar.
Bu kitap, gerçekten kötü bir ilişkiden çıkmışsın gibi hissettiriyor. Hani o bir türlü bitiremediğin, sana hiçbir şey katmayan ama bir umutla tutunduğun ilişkiler var ya... Aynen öyle. Bazen diyorsun ki “belki bir anlamı vardır,” ama sonunda sadece zamanını çalmış olduğunu fark ediyorsun.
Vahşi Bağlar, ruh sağlığınızla bağ kurmak istemeyen, travmayı dekor olarak kullanan, diyalogları TikTok trendlerinden fırlamış gibi yazılmış, ve karakterleri mantığın yerçekiminden azat edilmiş bir romantik kaostur. Eğer roman bir insan olsaydı, beni tanımadan yargılama tişörtü giyerdi ama sonra kendini TikTok’a ağlarken çekip story’e atardı.
Ve biz... biz de o story’yi izleyip yeter artık derken, üçüncü kitabı sipariş ederiz. Çünkü insanız. Ve bazen, kötü kararlar da bir bağdır.