Puan vermedi·532 syf.····Okunma: 28 Mayıs 2025 10:28 Ne zaman bir çocuk istismarı haberi okusam, bir kitapta çocuklara yapılan kötülüklerle karşılaşsam… uzun bir süre ben ben olmuyorum.
Sybil tam da böyle bir kitap.
Beni en çok alt üst eden sayfalar, annesinin o küçücük bedene —daha bebekken!— yaptığı işkencelerdi.
Allah sizi inandırsın, böyle haberlerden, kitaplardan sonra haftalarca uyku gözüme çok zor giriyor.
Annelere, babalara içimden ettiğim lanetlerin, duyduğum öfkenin haddi hesabı yok.
Çünkü bir çocuğa yapılabilecek kötülükleri aklım almıyor.
Bedenine yapılan yaralar bir gün iyileşse bile, ruhunda açılan yaralar yıllarca kapanmıyor.
Sybil’in parçalanmış ruhu da bunun en açık örneği.
Gerçek mi, kurgu mu? Tartışmalar sürüp gidiyor.
Ama benim için bu, bu türde okuduğum en etkileyici ve en sarsıcı kitaptı.
Gerçeklik payı ne kadar derseniz:
– Sybil Dorsett → Gerçek adı: Shirley Ardell Mason (1923–1998)
– Dr. Cornelia Wilbur → Gerçek bir psikiyatristti.
– Flora Rheta Schreiber → Gazeteci ve yazar. Kitabı, Dr. Wilbur’un yönlendirmesiyle kaleme aldı.
Yani evet, karakterler gerçek. Olaylar ise bir ölçüde kurguya dayansa da, esin kaynağı olan vaka kesinlikle var.
Kimi uzmanlara göre terapist ve yazar bazı şeyleri abartmış olabilir. Ama bu, hikâyenin etkisini azaltmıyor.
Kitap, çocukluk travmaları sonucu Dissosiyatif Kimlik Bozukluğu (eski adıyla Çoklu Kişilik Bozukluğu) geliştiren bir kadının ve onun içindeki 16 farklı kişilikle verdiği hayatta kalma mücadelesini anlatıyor.
Uzun yıllar süren psikoterapi süreci boyunca, bu parçalanmış ruhu yeniden bütünlemek mümkün olacak mı sorusunun peşine düşüyoruz.
Bu kitap bir kadının, bir çocuğun, bir insanın direnişi.
Kolay bir okuma değil.
Ama her gün “artık daha kötüsünü göremeyiz” dediğimiz bir dünyada yaşıyoruz. Ve maalesef her defasında daha da kötüsüne şahit oluyoruz.
İşte bu yüzden, belki de bazen kolay okumamak gerek.