Sybil, 1973’de Flora Rheta Schreiber tarafından yazılmış biyografik-belgesel nitelikli bir romandır.
“Sybil Isabel Dorsett” takma adıyla anlatılan genç bir kadının çoklu kişilik bozukluğu (Dissociative Identity Disorder – DID) ile mücadelesini işler.
Sybil’in gerçek adı Shirley Ardell Mason’dır. 1950’lerde psikanalist Dr. Cornelia B. Wilbur tarafından tedavi edilir.
Yazar Dr. Wilbur’un davetiyle Sybil’in hikâyesini kaleme almıştır .
Çoklu kişilik bozukluğu ,ancak 1980’de DSM-III’e resmi tanı olarak girdi. Yani Sybil vakası, bu bozukluğun dünya çapında tanınmasını sağlayan “öncü vakalardan” biridir.
DID henüz kurumsallaşmamış bir tanıydı, dolayısıyla Sybil vakası “örnek vaka” haline geldi.
Freud’un psikanaliz yorumu üzerinden bilinçdışı, bastırma, savunma mekanizmaları Sybil’in farklı kişilikleri, “parçalanmış benlik” kavramıyla uyumlu görüldü.
Sybil romanı, okura yalnızca bir kadının ruhunun derinliklerine değil, aynı zamanda
insan ruhunun ne kadar kırılgan, aynı zamanda ne kadar dirençli olduğunu hatırlatıyor.
Roman, Sybil’in on altıya bölünmüş kişilikleriyle yüzleşmesini anlatır.
Sybil’in hikâyesinde en çarpıcı noktalardan biri ise annesiyle olan ilişkisi. Şiddet, korku ve istismar, onun zihninde farklı kimliklere bölünerek hayatta kalma stratejisine dönüşür. Şizofren Anne figürü, romanda hem bireysel hem de toplumsal bir travmanın sembolü haline gelir.
Sybil hem bir belgesel metin hem de edebî bir kurgu gibi okunabilir. Ruhun kırık parçalarını onarma çabası, aslında hepimizin hikâyesine dokunan evrensel bir tema.
Kim olduğunuzun, nerede doğduğunuzun, hangi aidiyetlere sahip ya da sahipsiz olduğunuzun; bir evinizin, bir yuvanızın bulunup bulunmadığının aslında bir önemi yoktur. Ruhunuzu paramparça eden istismar ve şiddet, geriye onarılamaz bir hikâye