Son zamanlarda konu itibarı ile okuduğum en ilginç eser diyebilirim.
Konusu tamamen gerçek yaşanmış bir olay, bir psikiatri uzmanının bir hastasının iyileştirme süreci...
Kahramanımız Sibıl gerçekten var olan ve kitapta yaşanan bütün olaylar gerçekmiş.
Sibıl bazen bir kaç saat, bazen günlerce, bazen kısa süreliğine her şeyi unutuyor. Bu süre boyunca yaptığı şeyleri kendinin yapmadığını söylüyor. Gittiği doktor bunun fizyolojik değil psikolojik bir patoloji olduğunu söylüyor ve psikiyatrist durumu çoklu kişilik bozukluğu diyor, tedavi süreci başlıyor. Önceleri basit bir kişilik bozukluğu sanılırken durum göründüğünden çok daha karmaşık olduğu anlaşılıyor. Önceleri telkin daha sonra hipnozite ederek, Sibılden farklı 16 kişilik daha olduğu anlaşılıyor. Ve bunların birer birer kabul edilip içselleştirmesi ile tedavi başarılı oluyor. Bu kişiliklerin oluşmasında annesinin sizofren tavırları, babasının olayları görmezden gelmesi, dindar bir babaane ve dede, annesiniz sadisce tutum ve davranışının kişilikleri nasıl oluşturduğu anlatılmış.
Psikatry sevenlere öneririm.
SibılFlora Rheta Schreiber · E Yayınları · 1974575 okunma
on yedi kişilikli bir kadının iyileşme sürecinin anlatıldığı, gerçek hayattan esinlenilmiş, çoklu kişilik sendromu hakkında şukela bir bilgi deposu niteliğindeki psikolojik roman.
SibılFlora Rheta Schreiber · E Yayınları · 1974575 okunma
SYBIL-FLORA RHETA SCHREIBER,520 sayfa,
Son sayfayı kapattım ve ben ne okudum diye şöyle bir düşündüm …Ah Sybıl ah ya da her ne ise adın…Nasıl anlatayım,nereden başlayayım bilmiyorum ama bu kitap hakkında yazılacak o kadar çok söz var ki…
…………
Sybıl Isabel Dorsett gerçek bir kişidir; adı takma olsa bile…Bu kitap onun gerçek öyküsüdür. Kendisinin isteği ile ismi gizli tutulmuş,Sybıl takma adıyla bu kitapta yer almıştır…doktoru Cornelia B.Wilbur ,Sybıl’ın onayıyla yazarla tanışmış ve ilk tanışmadan on yıl sonra kitap baskıya girmiştir.Yazar,Sybıl’ı ve öteki kişiliklerini üç yıl izledikten sonra,bu kitap için gerekli araştırmaya başlamıştır.
Sybıl 17 kişilikli…bunun 2 tanesi erkek …tüm bu karakterler tek bir kişiye ait.Kadınlı erkekli tam 17 karakter…Tek bir vücutta farklı dengeler…Sybıl ,çok kişilikli oluşun ilk psikanalizi…
Ailenin tek çocuğu Sybıl…aşırı korumacı anne,aynı zamanda şizofren ve psikomanyak…Baba ise Evanjelist denilen Protestan mezhebinden…dine sıkı sıkıya bağlı ,papaz ne derse ona inanan,papazın etkisinde kalan bir kişilik…Papaz bilimsel çalışmaları dine aykırı görüyorsa baba asla onaylamıyor hiç bir şeyi…Sybıl işte böyle ebeveynlere sahip…Genlerden gelen bir bozukluk var…Hem anne hem baba tarafında akıl sağlığı hastalıklarından muzdarip pek çok aile üyesi bulunuyor….Sevgi eksikliği içinde…Onu tek seven ve büyüten babaannesi öldüğünde,cenaze töreninde onu evin üst katında odasında unutup çağırmadıklarında ana babasını bağışlamayacaktı…
Sybıl normal yaşantısını sürdürürken zaman zaman kendisininde anlayamadığı,açıklama getiremediği bir boşluk içine giriyor.Nerede olduğunu,ne zaman geldiğini veya aradığı şeyi neden bulamadığını,neden o düşünceler içinde olduğunu,neden o hareketleri yaptığını bilemiyor. Kendisinde bir şeyler
Asla pazarlandığı gibi bir psikanaliz çalışması değildir. Bunu demek psikolojiye dair birçok gerçeği inkar etmek olur. Ve son derece sığ bir bakış açısıdır bu da. Ama bunun yanında da başarılı sayılabilecek bir kurgudur. Zira kitabın yazarının gazeteci kimliği bunun gerçekleşmesinde önemli bir rol oynamıştır. Araştırdığım kadarıyla kitaptaki olayların gerçekliği ise birçok uzman tarafından gayet güçlü argümanlarla çürütülmüştür. Daha sonra bulunan ses kayıtları da buna dair en somut delillerdendir. Kitabın yazarının ve doktorun birlikte oluşturduğu bu kurgunun tıp literatürüne geçme durumu da sanıldığı gibi de yoktur. Kitapta olayların tamamen Sybil’in özgür iradesiyle aktarıldığı görünse de gerçekten doktorun yönlendirmeleri sonucunda birçok sonuca ulaşıldığı da ortaya çıkmıştır. Sybil aslında medya yoluyla iyi pazarlanmış bir üründür. İyi pazarlanan bu kitabın ardından mini dizi ve filmlerle de iş iyice şova döndürülmüştür.
Kitabın kurgusuna gelirsek, yazar gayet okunabilir bir hikaye ortaya çıkarmıştı. Karakterlerin ve duyguların değişimi gayet güzel aktarılmıştı. Seçilen kişilikler de bir o kadar ilginçti. Ama karakterlerin altlarını da o kadar başarılıyla dolduramaması büyük bir eksiydi bence. Bunun belki de nedeni kitabı pazarlama stratejisine olan bağlılığıydı. Zira bunu roman olarak sunsa çok daha başarılı bir eser ortaya çıkardı. Ama bağlı kaldığı ya da başka türlü belirtmek gerekirse ısrar ettiği gerçek bir psikolojik vaka takıntısı kitabın içeriğini zayıflatmıştı.
Bu kitabı okuyacak olan okurlar bunu psikolojik bir çalışma değil de roman olarak değerlendirirse daha isabetli bir tercih yapmış olur.
Sybil, 1973’de Flora Rheta Schreiber tarafından yazılmış biyografik-belgesel nitelikli bir romandır.
“Sybil Isabel Dorsett” takma adıyla anlatılan genç bir kadının çoklu kişilik bozukluğu (Dissociative Identity Disorder – DID) ile mücadelesini işler.
Sybil’in gerçek adı Shirley Ardell Mason’dır. 1950’lerde psikanalist Dr. Cornelia B. Wilbur tarafından tedavi edilir.
Yazar Dr. Wilbur’un davetiyle Sybil’in hikâyesini kaleme almıştır .
Çoklu kişilik bozukluğu ,ancak 1980’de DSM-III’e resmi tanı olarak girdi. Yani Sybil vakası, bu bozukluğun dünya çapında tanınmasını sağlayan “öncü vakalardan” biridir.
DID henüz kurumsallaşmamış bir tanıydı, dolayısıyla Sybil vakası “örnek vaka” haline geldi.
Freud’un psikanaliz yorumu üzerinden bilinçdışı, bastırma, savunma mekanizmaları Sybil’in farklı kişilikleri, “parçalanmış benlik” kavramıyla uyumlu görüldü.
Sybil romanı, okura yalnızca bir kadının ruhunun derinliklerine değil, aynı zamanda
insan ruhunun ne kadar kırılgan, aynı zamanda ne kadar dirençli olduğunu hatırlatıyor.
Roman, Sybil’in on altıya bölünmüş kişilikleriyle yüzleşmesini anlatır.
Sybil’in hikâyesinde en çarpıcı noktalardan biri ise annesiyle olan ilişkisi. Şiddet, korku ve istismar, onun zihninde farklı kimliklere bölünerek hayatta kalma stratejisine dönüşür. Şizofren Anne figürü, romanda hem bireysel hem de toplumsal bir travmanın sembolü haline gelir.
Sybil hem bir belgesel metin hem de edebî bir kurgu gibi okunabilir. Ruhun kırık parçalarını onarma çabası, aslında hepimizin hikâyesine dokunan evrensel bir tema.
Kim olduğunuzun, nerede doğduğunuzun, hangi aidiyetlere sahip ya da sahipsiz olduğunuzun; bir evinizin, bir yuvanızın bulunup bulunmadığının aslında bir önemi yoktur. Ruhunuzu paramparça eden istismar ve şiddet, geriye onarılamaz bir hikâye
Ruhsal dengesizlikleri olan bir çevrenin ruh hastası bir kişi yaratacağı doğrudur. Sybil bana öyle bir gerçeği anlattı ki hikayesinde bende kendimi bu şekilde tanıma yolculuğuna çıktım diyebilirim.
Şizofren bir annesi ve ne olduğu ne istediği belli olmayan bir baba tarafından yetiştirilen Sybil başına gelen her olayda iç dünyasında kendini savunan bir kişilikle direnç göstermiş. Detay vermeyeyim sizler de okuyun ama ne olaylar var ne olaylar yani başımıza gelse Bakırköy den çıkma ihtimalimiz ve bilinçaltımızın temizlenme ihtimalinin olmadığı olaylar. Doktor Wilbur gibi bir doktor da Türkiye de yok malesef bizi o hastaneye düşmeden kurtarsın. O yüzden sağlam bir doktor bu hayatta neleri kurtarıyor bu eserde gördüm. Çok beğendim. Sybil ın yaşadıklarını okudukça yer yer kitabı bırakma istediği geldi neden mi çünkü o olayları kaldıramadım. Ama kurtulacak mı diye kendimi de okumaktan alamadım. Tavsiye ediyorum.
Kesinlikle şahane bir kitap. Psikolojiyle ilgilenen merak eden herkes okumalı bence. Ayrıca filmide kitap kadar iyi. Çoklu kişilik bozukluğunu detaylı bir şekilde gözler önüne seriyor. Çocukluk döneminin ne kadar önemli olduğunu da gayet açık bir şekilde anlatılmış kesinlikle okunmalı
SybilFlora Rheta Schreiber · E Yayınları · 2001575 okunma
Kadınlı erkekli tam 17 karakter. Tek bir vücutta farklı dengeler. Sybil, çok kişilikli oluşun ilk psikanalizidir. Sybil Dorsett olayı, normale bakışımızı da etkileyen bir gerçektir. Sybil yalnızca insan davranışlarını saptayan bilinçaltı dünyasının tehlikeli güçlerinin yepyeni bir incelemesi olmayıp, toplum, din ve ailenin sakatlayıcı etkilerine bir örnekle bakıştır. Tıp açısından ise bu öykü, şizofreniyle Sybil'in pek az rastlanan hastalığı Grande-hystérie arasındaki ayrılığı ortaya serme amacını gütmektedir.
Yıllardır kitap yorumu paylaşıyorum. İlk kez bir kitabı hikayede duyurunca bu kadar çok mesaj aldım. Neredeyse on okurdan dördünün kitap hakkında bir fikri var. Ya duymuşlar ya da okuyup unutamamışlar. Bu da beni mutlu etti elbette, kitaba olan ilgimi de fazlasıyla artırdı.
Sindire sindire bir ders kitabı gibi okuduğum Sybil’i diğer örneklerinden -Billy Milligan, Eve White vb.- ayıran bazı önemli farklılıklar var. Öncelikle zihnindeki karakterlerin her birinin Sybil’in bedeninde fiziksel ve zamansal olarak yaşayabilmesi. Örneğin; kişiliklerden biri iki yıl boyunca Sybil’in bedeninde Sybil’in haberi olmadan yaşayabiliyor. Sybil iki yıl sonra kendine geldiğinde arada geçen bu süreyi ‘kayıp zaman’ olarak tanımlıyor ve hiçbir şey hatırlamıyor. İkinci önemli farklılık Sybil’in bebekliğinde ve çocukluğunda maruz kaldığı akıl almaz işkenceler. Son özellik ise benliğindeki kimliklerin yeni bir kişilik yaratabilme yetisine sahip olabilmeleri.
Dolayısıyla Sybil, Dissosiyatif kimlik bozukluğu hakkında okuduğum ya da izlediğim birçok kitabı ya da yapımı etkin ağırlığı ve derinliğiyle geride bırakmayı başarıyor. Bazı rivayetler var elbette, doktorun Sybil’in hastalığından nemalandığı ve bire bin kattığı yönünde. Ancak doğruluğuna inananlar da oldukça fazla. İster kurgu
Bir bedene kaç ruh, kaç kişilik sığar? Sybil tam 17 farklı kişilik sığdırdı genç bedenine! Şimdi arkanıza yaslanın ve bu çok özel kitapla ilgili söyleyeceklerimi dinleyin lütfen...
Sybil Isabel Dorsett, resim sanatına yeteneği olan, çok zeki bir genç kadındır. Ancak çocukluk yıllarından beri anlam veremediği "zaman kayıpları" yaşamaktadır. Peki ne anlama gelir bu yitirilen zamanlar? Sybil bazen 5 günlük bir boşluk yaşarken, bazen uzun aylar, hatta birkaç yıl boyunca başına gelir bu durum. Ve o süre içinde yaşadığı, yaptığı hiçbir şeyi hatırlayamaz. İlk gençlik yıllarında psikanalist Dr. Willbur'a başvurur ve uzun yıllar sürecek olan analiz sürecinde öğrenecektir ki Sybil, aslında kendi bedeninde yalnız değildir. Çoklu kişilik bozukluğu olarak adlandırılan bu vakada yitik zaman dilimlerinde, Sybil'in yerini aslında kendi zihninin oluşturduğu bir başka kişilik almaktadır. Bir çeşit savunma mekanizması gibi düşünün. Peki neden oluşmuştur bu kadınlı erkekli tam 17 kişilik? Nasıl olup da her birinin kendine özgü görünüşü, ses tonu, zevkleri, duygu durumları vardır?
Analiz sürecinde kişilik bölünmelerinin neredeyse bebeklik çağında başladığı tespit edilince, doktoru Sybil'in acılarına ve bu acıların karmaşık kökenlerine inmek istemiş, böylelikle şizofrenik bir anne ve onun suç ortağı pasif bir baba ile karşılaşmıştır. Üstelik her iki tarafın da ailelerinde kalıtımsal akıl hastalıkları mevcuttur. Dr. Willbur, kendi bedeninde kendi benliğine yer bulamayan ve bastırılmış duygularını ancak bölünmelerle elde ettiği kişilikler aracılığı ile su yüzüne çıkaran bu genç kadına uzun yıllar hem psikanalistlik, hem de arkadaşlık yapacaktır. Araştırarak öğrendiği şeyler ise hem Sybil'e, hem de bilime ışık tutacaktır.
Kanım donarak, inanılmaz büyük bir ilgiyle ve elimden hiç bırakmak
Ne zaman bir çocuk istismarı haberi okusam, bir kitapta çocuklara yapılan kötülüklerle karşılaşsam… uzun bir süre ben ben olmuyorum.
Sybil tam da böyle bir kitap.
Beni en çok alt üst eden sayfalar, annesinin o küçücük bedene —daha bebekken!— yaptığı işkencelerdi.
Allah sizi inandırsın, böyle haberlerden, kitaplardan sonra haftalarca uyku gözüme çok zor giriyor.
Annelere, babalara içimden ettiğim lanetlerin, duyduğum öfkenin haddi hesabı yok.
Çünkü bir çocuğa yapılabilecek kötülükleri aklım almıyor.
Bedenine yapılan yaralar bir gün iyileşse bile, ruhunda açılan yaralar yıllarca kapanmıyor.
Sybil’in parçalanmış ruhu da bunun en açık örneği.
Gerçek mi, kurgu mu? Tartışmalar sürüp gidiyor.
Ama benim için bu, bu türde okuduğum en etkileyici ve en sarsıcı kitaptı.
Gerçeklik payı ne kadar derseniz:
– Sybil Dorsett → Gerçek adı: Shirley Ardell Mason (1923–1998)
– Dr. Cornelia Wilbur → Gerçek bir psikiyatristti.
– Flora Rheta Schreiber → Gazeteci ve yazar. Kitabı, Dr. Wilbur’un yönlendirmesiyle kaleme aldı.
Yani evet, karakterler gerçek. Olaylar ise bir ölçüde kurguya dayansa da, esin kaynağı olan vaka kesinlikle var.
Kimi uzmanlara göre terapist ve yazar bazı şeyleri abartmış olabilir. Ama bu, hikâyenin etkisini azaltmıyor.
Kitap, çocukluk travmaları sonucu Dissosiyatif Kimlik Bozukluğu (eski adıyla Çoklu Kişilik Bozukluğu) geliştiren bir kadının ve onun içindeki 16 farklı kişilikle verdiği hayatta kalma mücadelesini anlatıyor.
Uzun yıllar süren psikoterapi süreci boyunca, bu parçalanmış ruhu yeniden bütünlemek mümkün olacak mı sorusunun peşine düşüyoruz.
Bu kitap bir kadının, bir çocuğun, bir insanın direnişi.
Kolay bir okuma değil.
Ama her gün “artık daha kötüsünü göremeyiz” dediğimiz bir dünyada yaşıyoruz. Ve maalesef her defasında daha da kötüsüne şahit oluyoruz.
İşte