·224 syf.··Beğendi
···Okunma: 28 Mayıs 2025 18:18 Yazar, önsözde diyor ki "mâzi daima mevcuttur, kendimiz olarak yaşayabilmek için, onunla her an hesaplaşmaya ve anlaşmaya mecburuz". 'Beş Şehir' bu hesaplaşma ihtiyacının doğurduğu bir konuşmadır. Biz neydik, nereye gidiyoruz sorularına, Anadolu'daki çeşitli şehirlerdeki yaşantısında maruz kalmış olan yazar, Ankara, Erzurum, Konya, Bursa ve İstanbul şehirlerini esas olarak bu sorulara cevap arıyor.
Başucu eseri olarak kabul edilebilecek bir eser. Ancak bununla birlikte kolay okunabilecek eser olduğu düşünülmesin, çünkü her satırındaki bilgiler için ayrı incelemeler yapmak gerekir. Hakkını verebilmek için epey zaman ayırmak gerektiğini düşünüyorum. Sanat tarihi ve tarih bilgisi açısından verilen bilgilerin detayına inmeden üstün körü bir okuma olur. Bundan sonrası kendime, hatırlama için kaybedeceğim notlardır:
ANKARA
Bu şehir orta Anadolunun tümü için bir istihkam mevkii olmuştur. Tarihte de hep böyle olmuş. Kılıçarslan Bizansı burada durdurmuş, Yıldırım Beyazıt 1402 de Timur'a karşı burada dramatik bir yenilgi almış, son olarak da boğulmak istenen bir ulusun yeniden doğuş mücadelesi istiklal harbinde buradan yönetilmiş. Tanpınar Atatürk'ün Kocatepedeki meşhur fotoğrafına baktığında nedense bu ona Ankara kalesini hatırlatmış. Belki de buranın tarihsel önemi ve fofotoğrafın büyük taarruzun simgesi olması buna neden olmuş.
Roma mabedinin kalıntılarıyla Hacı Bayram Veli Camii nin yanyanalığı şehri güzel anlatır.
ERZURUM
Erzurum'a üç kez üçü de ayrı yollardan gitmiş.
İlk gidişte henüz çocuk sayılacak yaştadır. Babasının görev yaptığı bir bucaktan, hayvan sırtlarında, büyük anneannesinin anlattığı hikayeler eşliğinde, dağları, yıldızları gözleyerek, adını koymasa da büyük bir gücün varlığını duyumsadığını belirtiyor. 1913 senesinde olan bu gidişte Erzurum ticaret olarak canlı, kehribarcılar, saraçlar. Trabzon Tebriz kervan yolunun ikmal durağıydı çünkü. On yıl sonraki gidişte bu canlılığı göremeyecek.
İkinci ziyaret 1923'te olmuş. Liseye edebiyat öğretmeni olarak atanmış. Cihan harbi, İstiklal savaşı, katliamlar, hastalıklar şehrin üzerinden silindir gibi geçmiş. Üçüncü gidişi II. Dünya Savaşının sonrası. Şehir toparlanmış.
61.sayfada cumhuriyetin kazanımları güzel anlatmış.
KONYA
Konya, ya insanı sıtma gibi yakalar kendi alemine alır ya da tamamen uzakta bırakır, yabancı kalırsınız. Konya'yı Selçukluların başkenti ve Türklerin Anadolu'ya çetin mücadelelerle yerleşmesinin merkez noktası olarak hisseder, Alaattin Keykubat, Kılıç Arslan sonraları çocuk padişahların ve doğal olarak hırslı vezirlerin egemen olduğu karmaşık dönemler ve sonunda Moğol istilarıyla yıkılan devlet. Yıkıma yakın şehre esas karakterini kazandıran Rumi'yi ve Şems'i anar. Mesneviye atıflarda bulunur.
BURSA
Bursa, imparatorluğun ilk başkenti olması hasebiyle mimarisi ve şehre sinen ruhu ile bunu belirgin biçimde gösteriyor. Yeşil Camii özellikle Süleymaniye ye doğru giden mimari yolculuğun haberci şaheserlerindendir. Evliya Çelebi "velhasıl Bursa sudan ibarettir" der.
" Bütün hilkat, geniş ve eşsiz kudretinde canı sıkılan bir tanrının kendi kendini eğlendirmek için icat ettiği bir oyundur. Hayat nimetlerinin değişikliği içinde bize, yaratıcı işaretten kalan en büyük miras bu can sıkıntısıdır. Diyarlar fethedelim, mucizesine erilmez eserler verelim, her anımıza bir ebediyet derinliği veren ihsasların birinden öbürüne atlayalım, aradaki kısa fasıllarda onun zalim alayı ile karşılaşırız". Arthur Schopenhauer felsefesini anımsattı bana. Hayat, ıstırap ve can sıkıntısı arsında gidip gelmelerden oluşur.
Yazar bir gün sıkıntı içinde eza çekerken ihtiyar bir Kahveci nin, önündeki şadırvanın kurnasına kırmızı ve muhteşem bir gülü atmasıyla bambaşka bir ruh haline bürünür. Burada da şunu görüyoruz ki, ince bir dokunuş, asil bir davranış görmek kişinin ruh halini, bakışını hemen etkiliyor.
Bursa da akıp giden zamanın dışında, mevcut saatlerin ölçemeyeceği başka bir zaman dilimi de paralel evren misali yaşıyor hissi veriyor yazara.
İSTANBUL
Bugünün 'mahalle' kavramı artık eskiden olduğu gibi her uzvu birbirine bağlı yaşayan topluluk değildir, sadece belediye teşkilatının bir cüzü olarak mevcuttur. Zaten mahallenin yerini yavaş yavaş alt kattaki üsttekinden habersiz, ölümüne dirimine kayıtsız, küçük bir Babil gibi, her penceresinden ayrı bir radyo merkezinin nağmesi taşan apartman aldı. Syf 130
İstanbul, büyük mimari eserlerinin olduğu kadar küçük köşelerin, sürpriz peyzajların da, şehirdir. Bu küçük köşeler kadar çekici ve zevkli bir şey pek azdır.... Gülü, servisi, yahut çınarı yetiştiren her mevsim erguvanı kızartan, salkımların kandillerini asan, tabiatın cömertliğinden başka hiçbir israf ve debdebeleri yoktur. Onlar zaman içinde damla damla teşekkül etmiştir.
Yapmasını çok iyi bilen ve seven şark muhafaza etmesini bilmez. Syf157
"Halk riyayı seviyor, mürai olmayandan ne korkuyor ne utanıyor. Onun için başlangıçta yüz vermediğimiz bazı müraileri sonradan yüksek vazifelere getirmeye mecbur kaldık!" diyen hakim şeyhülislam Yahya Efendi riyayı "şerrin gizli menzilidir" diye tarif eder. Sys179
Sanat da, aşk gibidir kandırmaz, susatır. Syf 206