Hiç öpülmemiş,başı oksanmamış ,sevmeye ve sevilmeye aç bir ergenin büyüme sancılarının anlatıldığı bir roman Arturo'nun Adası.
Annesi onu dogururken ölen, babası sürekli kaçıp kaçıp giden Arturo Gerace'nin bir dönem bakıcılarla genel olarak da yalnız kaldigi bu gelişim döneminde en büyük sığınağı kitaplar,deniz ve kayalıklardır. Ana karadan uzak bir adada ,adanın tepesinde görkemli bir evde yaşayan Arturo'nun tek amacı bir gün babası gibi uzaklara gitmektir. Günde bir kez sefer yapan bir gemi onun kaçış noktasına olacaktır. Adadaki diger halkla pek yakın bir iletişimi yoktur. Biraz münzevi bir yasami
vardır.
Bu münzevi yaşam bir gün babasının yanında genç bir kadınla çıkıp gelmesiyle değişir. Babasının evlendiği bu genc kadina karşı kıskançlık, aşk, tutku gibi daha önce pek hissetmedigi duyguları hissetmeye baslar. Bu noktada babasini da kiskanmaktadir.
Baba karakteri ise başlı başına bir vaka. Seviyor mu sövüyor mu belli olmayan bir karakter. Baba kendi annesinden nefret etmektedir. Zaten romanin genel havasında bir "anne problemi" teması var.
Yazarın kişisel hayatında da okudugum kadarıyla bir "anne" sorunu var.
Baba bulunduğu yere sığamayan ve cinsel kimlik bunalımı yaşayan bir karakter bence.
Romanin sonlarına doğru bu iyice açığa çıkıyor.
Romanin dili çok edebi,cok şiirsel. Bol betimlemeli.
Bir kadin yazarın bu kadar eril bir dille, kahraman anlatici ağzıyla, ağırlıklı karakterlerin erkek olduğu bir roman yazmasi takdire şayan.
Cok nitelikli ve karakter sahibi bir roman. Okuyun...