Harika Bir Hayat’tan sonra okuduğum ikinci Hikmet Hükümenoğlu romanıydı Körburun. Ve sanırım uzun zaman boyunca içimde yaşayacak..
Roman İstanbul’un prens adalarının en uzağındaki Körburun adlı kurgusal bir adada geçiyor. İstanbul’a vapurla kısıtlı seferlerle ulaşılıyor. Buradaki hayat da o yüzden oldukça içe dönük. 23 bölümden oluşan romanda her bölümde farklı bir karakter öne çıkıyor ve o karakterin hayat hikayesine yoğunlaşılıyor. Körburun her ne kadar kurgusal bir ada olsa da, yazarın kalemiyle gerçek bir yer hâline geliyor.
Körburun’a ilk adımı 1990 yılında, Onur Öğretmen’le birlikte atıyoruz. Birkaç esnafla tanışıyor, adayı tanımaya başlıyoruz. Sonra zaman geriye sarıyor ve asıl hikâyemiz bizi 1960’lı yıllara götürüyor. Önce Meral ve ailesini, ardından Körburun’da yaşayan Hayri’yi, annesi Neriman Abla’yı ve adanın Türk-Rum halkını tanıyoruz. Bu insanların yolları zaman içinde bir şekilde kesişiyor. 80’li, 90’lı yıllara kadar uzanan bu hikâyede, karakterlerin değişim ve dönüşümüne, aynı zamanda Türkiye’nin dönüşümüne de tanıklık ediyoruz. 1964 Techiri, 6-7 Eylül Olayları, 12 Mart ve 12 Eylül Darbeleri… Hem tarihe hem de bu tarihin anlatılan karakterlerin yaşamlarındaki etkilerine yakından tanık oluyoruz. En sonunda 1990’a geri dönüyoruz ve adaya veda ediyoruz.
Yaklaşık yetmişe yakın karakterin yer aldığı, üç kuşağın hikâyesini anlatan bu roman; sadece bir anlatı değil, adeta bir yaşam panoraması halinde. Her karakter özenle işlenmiş. Kimse fazlalık değil. Yazarın bir röportajında dediği gibi: “Romandaki rolleri ne kadar küçük olursa olsun, hiçbiri karton karakter olmasın diye çok uğraştım.” Gerçekten de her birinin hikayesi kitaba anlam katıyor. Seher’in, Hayri’nin, özellikle Neriman Abla’nın, Meral’in, Murat’ın, Ferit’in, Altan’ın, Niko’nun, Yorgo’nun, Neco’nun hatta Dilara’nın…
Kitabın sonu açık. Yazar da bununla ilgili “Böyle bir kurgunun sonu yok. Her karakterin farklı bir hikâyesi var. Ve benim kafamda bu roman her karakterin hikâyesinde bitti. Bir karakterin hikâyesi bitmiyor ama benim için bitiyor.” diyor. Bu karakterin de kim olduğunu okuduğunuzda çözersiniz diye düşünüyorum.. Yazar bu karaktere umudun simgesi diyor ve ona açık bir kapı bıraktığını söylüyor.
Bu kitabı tam anlamıyla nasıl tarif ederim bilmiyorum… Sadece okudum diyemem adeta yaşadım, adada yıllarım geçmiş gibi. Anlatılanlar abartılı değil aksine içten ve bir o kadar gerçekçi geliyor. Bakkalı, kasabı, kırtasiyecisi, otel sahibi, adanın delisi… Sanki ben de Körburun’da yaşayan biriydim ve herkesin hikayesine tanıklık ettim.
Keşke dizisi ya da filmi çekilse… Sadece karakterleriyle değil, atmosferiyle, diliyle, ruhuyla çok güçlü. Su gibi akıp gitti kitap, her anına değdiğini düşünüyorum. Ve kitabın son sayfalarında yer alan, çok sevdiğim şairlerden Edip Cansever’in dizeleriyle bitiriyorum incelememi;
“Bütün iyi kitapların sonunda
bütün gündüzlerin,
bütün gecelerin sonunda
meltemi senden esen
soluğu sende olan,
yeni bir başlangıç vardır.”
KörburunHikmet Hükümenoğlu