Gönderi

Gözlerimi Kaparım Vazifemi Yaparım
9/10
·360 syf.··
2025 5. kitabı
·
9 günde okudu
·
Okunma: 25 Mayıs 2025 13:14
Murtaza, 1952 yılında Vatan gazetesinde tefrika edilen Orhan Kemal’in önemli romanlarından biri. Romanın girişinde Orhan Kemal’in bir de açıklaması var. Yazar, bu açıklamada romanın birinci ve üçüncü bölümlerini yeniden yazdığını, eski hâliyle olsa olsa büyük bir hikâye olduğunu, şimdiki hâliyle yazdıklarının ancak roman kıvamına geldiğini söyler. İşte bu yeni Murtaza, 1969 yılında yayımlanır. Önceki hâlini bilmediğim için birinci ve üçüncü bölümdeki değişimleri, eklenen ya da çıkarılan yerleri bilemiyorum. İncelemeye geçmeden önce bu bilgiyi paylaşmak istedim. Romanın başkahramanı, her şeyi Murtaza Efendi’yi anlatmaya nereden başlasam bilemiyorum. Vazifesinin arslanı, görev aşkıyla yanıp tutuşan, vazife bir sırasında gözü kimseyi görmeyen, kızlarına bile merhamet etmeyen hem de evladım, ciğerparem demeyen, damarlarında Balkan Savaşı’nda şehit düşmüş dayısı Kolağası Hasan Bey’in kanı akan, amirlerinden kurs, sıkı disiplin hem de terbiye görmüş Murtaza. Murtaza’nın sürekli söylediği sözlerden bir seçki yaptım sizlere. Bunları okuduktan sonra Murtaza’yı sakın komutan falan sanmayın. Murtaza mahalle bekçisidir. Dayısının etkisinde öyle kalmıştır ki asker disipliniyle bekçilik yapar, herkese karışır. Gece geç saatte ışığı yanan vatandaşa bile karışma hakkını kendinde görür. Sizin anlayacağınız Murtaza kraldan çok kralcıdır. İşçinin, emekçinin, halkın yanında değil karşısındadır ve onlara hep üstten bakar, onların üzerinde otorite kurmaya çalışır. İşin garibi sadece vatandaş üzerinde değil, kendi dengi olan meslektaşlarına da aynı muamelede bulunur. Bekçiyken diğer bekçileri beğenmez, ben sizinle bir miyim der. O da yetmez, daha sonraki işinde fabrikada gece kontrol yardımcısı olur ama asıl gece kontrolü Nuh’u beğenmez ve kendisini ondan üstte görür. Tüm bunların neticesinde gülünç durumlara düşer. Onun bu üstüne vazife olmayan vazife ve disiplin anlayışı yalnızca patronlara yarar. Onların yanında karın içeride, göğüs dışarıda, dimdik bakışlarla esas vaziyet alır. Çünkü amirlerinden aldığı sıkı disiplin, terbiye ve kurs bunu gerektirir. Cevdet Kudret’in Murtaza ile ilgili incelemesinde Murtaza için Türk Don Kişot’u ifadesine rastladım. Bu ifadeyi de Adnan Binyazar kullanmış ki çok yerinde bir tanım olmuş. Gerçi Murtaza için bu benzetmeyi romanda emniyet müdürü de yapar. Murtaza da Don Kişot gibi olmayacak bir hayalin peşinden gitmektedir: Bütün toplumu disiplin altına alma hayali. Bu bir karakter romanıdır. Romanın karakter ögesi o kadar baskındır ki başta da dediğim gibi romanın her şeyi Murtaza’dır. Murtaza’nın disiplin anlayışı ve ahlakı bir yerden sonra zorbalığa dönüşür. Bu zorbalık ona öyle keyif verir ki bir yerden sonra kendi kızlarına bile aynı zorbalığı göstermekten çekinmez. Roman, Murtaza’nın bekçilik döneminden başlar. Kendimizi birdenbire Murtaza’nın peşine düştüğü bir vukuatta buluruz. Sonrasında Murtaza’nın kim olduğunu, geçmişini öğreniriz. Murtaza aslında Yunanistan göçmenidir. Romanın birçok yerinde muhacir olarak geçer. 1925’lerden sonraki mübadelede annesi ve erkek kardeşiyle beraber Türkiye’ye göç eder. Bu sıralar 20 yaşındadır. Buradan anlarız ki Murtaza 1900’lerin başında doğmuştur. Romanda ele alınan zaman daha çok 1920’lerin sonu ile 1946-1947 yıllarına kadardır. Murtaza bu 20’li yaşlarında dürüstlük ile enayilik arasındaki ince çizgide gidip gelmektedir desek sanırım yanlış olmaz. Türkiye’ye göç ettikten sonra diğer hemşehrileri gibi Yunanistan’dayken çok zengindim, şu kadar malım mülküm vardı demez, yokluğunu olduğu gibi anlatır. Göç edenler hep bire bin katarak mallarını mülklerini anlattığından onlara büyük araziler, evler verilirken Murtaza’ya şehrin dışında köylerin birinden 10 dönüm arsa verilir. O da derme çatma evini buraya yapar. Annesi ve kardeşi tarafından da bu durum sebebiyle sürekli kötü sözler işitir. Murtaza yalan söyleyememiş, dayısı Kolağası Hasan Bey’in kanı damarlarında dolaşırken dürüstlüğünden taviz vermemiştir. Murtaza bazı işlerde çalışıp tutunamadıktan sonra bekçi olur. Dayısı gibi asker olamamıştır ama üniforma sevdasını bu şekilde tatmin eder. Bu da onun aşağılık kompleksidir diyebiliriz. Mahalleli kendisinden illallah eder ve sonuç olarak bazı tesadüflerin eseriyle kendisini Adana’daki bir çırçır fabrikasında gece kontrol yardımcısı olarak bulur. Kendisi yardımcı olduğunu kabul etmez ya neyse. Murtaza bu, durur mu hiç? Fabrikayı da karıştırır. Fabrikaya disiplin getireceğim diye yapmadığını bırakmaz. Buradaki en büyük problem, Murtaza’nın ayarsızlığıdır. İnsan idare etmeyi hiç bilmez, insani yönü çok çok zayıftır. Yoksa Murtaza’nın dürüstlüğü, işçilerin tembelliği ve ahlaksızlıkları karşısında değerlidir. Murtaza’yı sevmeyen işçilerin tümü işinden kaytaran, üçkâğıtçı tiplerdir. Murtaza iyisine de kötüsüne de aynı disiplin anlayışıyla yaklaştığından ve kimseye eyvallah etmediğinden zor ve gülünç durumlara düşer. Romanda Murtaza sürekli aynı cümlelerle kendisini, disiplin ve vazife anlayışını anlatır durur. İnsanları bu süregelen tekrarları ve zorbalığa varan vazife anlayışıyla bıktırır. Konuşması da tam bir göçmen ağzıdır. Cevdet Kudret bu ağzın Yanya ağzı olduğunu söyler. Romanın en dikkat çekici özelliği de bu konuşmalardır diyebiliriz. Murtaza’nın Türkçesi epey farklıdır. Devrik cümleler kullanır, Türkçe kelimeleri epey farklı telaffuz eder. Bir de fark ettiğim bir detayı sizlerle paylaşmak istiyorum. Okuduğum bir incelemede kitabın çok daha eski baskılarından birine ait bir bölüm paylaşılmıştı. Orada gördüğüm kadarıyla şu anki baskıya göre daha da farklı bir Türkçe vardı. Yani Murtaza’nın şu anki baskıda gördüğümüz Türkçesi elden geçmiş, belli kelimeler günümüzde kullanılan şekliyle verilmiş. Mesela eski baskılarda gürmek, favrika büle, dükmek gibi kelimeler geçerken şu anki baskıda bu kelimeler görmek, fabrika, böyle, dökmek olarak yazılmış. Murtaza’nın bu bozuk Türkçesi, Yanya ağzı olmasa roman bu denli etkili olmazdı diye düşünüyorum. Murtaza’nın düştüğü gülünç durumlar konuştuğu Türkçeyle beraber bir bütünlük kazanmış. Murtaza’nın gülünç durumlara düşmesi de Don Kişot’a benzer. Don Kişot’a da çevresindekiler ilgi gösterir gibi görünür, onu ciddiye alır gibi dinler. Aslında herkes onun deliliğe yatkın hatta deli olduğunu düşünür. Fakat kimse bozuntuya vermez, herkes ona büyük bir şövalye gibi hürmet gösterir. İşte Murtaza da romanın büyük bir bölümünde böyle bir durumdadır. Amirleri onun bu tavırlarını görünce gülmemek için göbeğini tutar, camdan dışarı bakar. Murtaza odayı terk ettikten sonra hepsi kahkahayı basar. Herkes onun hakkında ileri geri konuşur, onunla alay eder. Murtaza çoğunlukla bunların farkında olmaz ve kendisini aranan eleman, vazifesinin arslanı olarak görür. Bu alaylar ailesinde de devam eder. Murtaza’nın ailesine de ayrı bir parantez açmak lazım. Karısı ve 6 çocuğuyla yaşayan Murtaza çocuklarından yana da dertlidir. 4 kızı, 2 oğlu vardır. Büyük oğlu dayısı Hasan Bey gibi olsun ister ama çocuk bambaşka bir eğitimin peşindedir. Yine küçük oğlu dayısı gibi olsun ister, ondan yana çokça umutludur ama o da sonuçta hüsran olur. Kızlar zaten Murtaza için varla yok arasıdır. Murtaza’nın kadınları pek de insan yerine koyduğu söylenemez. Varsa yoksa her şeyi küçük oğludur. İşin en acıklı tarafı, Murtaza’nın büyük oğlu babasından utanır. Birkaç kez toplum içinde de bunu açık açık babasının yüzüne söyler. Ailesinden yana da dertli olan Murtaza iş yerinde de sevilmez. Murtaza kalabalıklar içinde yalnızdır, candan bir tek seveni yoktur. Roman aslında bir kara mizah örneğidir. Romanda otorite ve disiplinin abartılması sonucu ortaya çıkan gülünçlükler üzerinde durulmuştur. Bu konuyla ilgili olarak Cevdet Kudret şöyle der: ‘‘Türkiye’nin de 1940’lı yıllarda Alman faşizminin etkisiyle bir ‘Millî Şef’ dönemi yaşadığını gözden uzak tutmamak gerekir.’’ Romanın son bölümünde olay örgüsünün daha çok siyasi bir zemine kaydığını görürüz. Artık 1946-1947 yıllarıdır. Demokrat Parti yavaş yavaş etkisini artırmıştır. Fabrikada da Demokrat Parti yanlıları çoğunluktadır. Murtaza’nın patronu, Fen Müdürü de Demokrat Parti’dendir. Murtaza ise İsmet Paşa’nın tarafındadır, CHP’lidir. İsmet Paşa’ya laf söyletmez, sürekli tartışmalara dâhil olur. Hâliyle Murtaza’nın yıllardır fabrikadaki zorba disiplin anlayışı farklı bir boyuta evrilir. Onu sevmeyenler, disiplin anlayışından yaka silkenler artık bunlara ek olarak bir de siyaseten Murtaza’yı sevmez ve fabrikadan kovdurmaya çalışır. Romanda ağır basan iki teknik var: Diyalog ve leitmotiv teknikleri. Orhan Kemal, genel olarak tüm romanlarında diyalog tekniğini sonuna kadar kullanır. Burada da Murtaza özelinde olayların sürekli diyaloglarla aktarıldığını görüyoruz. Bu bakımdan roman oldukça akıcı, okunması kolay bir havada ilerliyor. Diğer teknik olan leitmotiv ise belli ifadelerin sürekli tekrar etmesine dayanan bir tekniktir. Murtaza belli başlı ifadeleri o kadar çok yineler ki romanın birçok yerinde leitmotiv tekniğine rastlamak mümkündür. Özellikle vazifesi ile ilgili görüşleri, dayısı Kolağası Hasan Bey’den bahsetmesi, amirlerinden sıkı disiplin, kurs ve terbiye gördüğünü defalarca yinelemesi bu tekniğin görüldüğü yerlerdir. Yukarıda Allah, Ankara’da Devlet hem de Hükümet, burda da ben!’’ diyecek kadar kibirli biridir Murtaza. Romanın büyük bölümü kendisinden hiç hazzetmesem de bazı bölümlerde kendisine acıdım. Gerçi kendi etti, kendi buldu; zorbalığa varan disiplin anlayışı ve kibri dönüp dolaşıp kendisini vurdu. Bu romanı okurken aklıma Haldun Taner’in meşhur tiyatro oyunu Gözlerimi Kaparım Vazifemi Yaparım geldi. Gerçi Vicdani ile Murtaza’yı kıyaslamak epey absürt olacaktır ama sadece vazife anlayışları düşünülürse ikisi de dönemine göre oldukça orijinal tiplerdir. Evet, Murtaza bir tiptir. Romanın başından sonuna kadar aynı özellikleriyle var olan tek yönlü biridir. Murtaza’yı keyifle okudum. Ben izlemedim ancak romanın film ve tiyatro uyarlamaları da varmış. Türk edebiyatına iz bırakmış bu kült romanın kült kahramanını herkesin tanımasını isterim.
MurtazaOrhan Kemal · Everest Yayınları · 20184,573 okunma
·
902 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.