Gönderi

Soylu Haşmetmeap
8/10
·110 syf.··
2025 19. kitabı
Olaylar 1640'lı yıllarda başlar. Kanuni Sultan Süleyman'dan sonra Osmanlı tahtında en uzun süre tahtta kalan padişah 4. Mehmed'dir. 4. Mehmed zamanında Batı'da en geniş sınırlara ulaşılmıştır Bucaş Antlaşması ile. Artık fethedilecek ve Osmanlı'nın değerlerine değer katacak bir kültür ögesi kalmadığına inanılır. Artık bunca zaferin ve bunca zenginliğin sefasının sürüleceği dönemler başlamıştır. Bundan dolayı 4. Mehmed artık zaferlere koşmaktan ziyade kendine dayatılan bir hayatı değil de kendi istediği gibi bir hayatı sürdürmek ister. Sürekli avlara gittiği ve ava merak saldığı için de ''Avcı Mehmed'' diye anılır. Artık padişahtan ziyade devlet Otoritesini ''Köprülüler'' diye anılan aile yönetir. Batıda en geniş sınırlara ulaşıldığı içinde artık Osmanlı Devleti, kendi kültürünü diğer devletlerin kültüründen üstün görür. Her ne kadar bu anlayış o dönem doğru gelse ve ilerleme kaydedilmese ve yerinde saysa da bu yanlış düşüncelerin etkisi 4. Mehmed'den sonra gelecek olan padişahlarda etkisini gösterir ve Osmanlı Devleti için yavaş yavaş gerileme dönemi başlar. Irak memleketler olarak tanımlanan yerlerden kültür almak değil, aksine o kültüre karşı durarak kendi kültürünü benimsetme yoluna gidilir. İşte bu anlayışın bir sonucu olarak da 4. Mehmed, nüktedan ve hoş sohbet olarak tanımladığı Süleyman Ağa'yı Fransa'ya elçi olarak yollar. Bu olayın gerçekliği ise tartışılır tabii. Aslında Osmanlı'da asıl geçici ve daimi elçilikler 3. Ahmet döneminden yani ''Lale Devrinden'' itibaren başlar. 4. Mehmed'in bu yaptığı ikili ilişkilerde Fransa ve Osmanlı Devleti arasındaki kültür ve diplomasi alışverişini geliştirmektir. İşte bu nedenden dolayı Süleyman Ağa, Moliere tarafından Mösyo Jourdain olarak tanımlanır ve hiciv başlar. Moliére bu oyunda kendi kralı 14. Louis'ye hiciv yeteneğinin zirve noktasını gösterir. Mösyo Jourdain ise sarayda kendine has tutumu ile temsil ettiği devletin herşeyden haberdar olduğunu göstermeye çalışarak, hem müzik hem dans hem sanat hem de felsefeden kendince-sınırlı ve dip bilgi ile- açıklamalar yapar. Örneğin yaptığı dansı her ne kadar biliyorum dese de ilk defa ayakları birbirine dolanarak yapar. Latince bilmemesine rağmen biliyor gibi görünüp, sırf küçük düşmemek için felsefe hocasının açıklamasını ister. Mösyö Jourdain aslında ince zekaya sahip bir insandır. Ama asıl sorun burada tarihlerden beri kendini her zaman üstün görmeye çalışan, yeri geldiğinde kendi halkına bile kaf dağından bakan bir ülkenin insanı olan Fransızlardır. Tabii ki kendisi dışında herkese böyle bakması bizim için olağan dışı, onlar için olağandır. Üstelik elçi olarak geldiği bu zamanda bile başkasına gönlünü kaptırması, onu kazanmak için bir asilzade-orada öğrendiği bir kelime bu- gibi davranması ve karısından gizli kapaklı işler çevirmesi Mösyo Jourdain için elçiliğin yanında bir gönül vazifesine de tayin olunmuş hissi yaratır. Bunca işleri çevirmesinde Mösyö Jourdain'e yardım eden, ondan borç para niyeti ile geri dönüşsüz para alan, inceden inceye tüm Jourdain ailesi ile alay eden ve onların tüm imkanlarından faydalanıp, Mösyö Jourdain'in aşık olduğu kadını kendisine aşık ettirmeyi planlayan bir hinoğlu hin vardır. O da Dorante'dir. Özü itibari ile güzel bir bale ve ince düşünülmüş bir tiyatro metni. Ama beni rahatsız eden ve beğenmediğim yeri ise elçinin sürekli olarak cahil ve bir işten anlamaz gibi gösterilmek istenmesiydi. Dünya üzerinde bütün imparatorluk ve devletlerde elçiler, bakanlar ya da diğer memurlar yetenekleri ya da zekaları sayesinde gelirler mertebelerine. Bunu sadece Moliere özelinde değil tüm Fransızlar özelinde söyleyecek olursam, kendileri dışındaki tüm insanlar ilkel ve ikinci sınıf vatandaştır onlara göre. Ama bence bu düşünce yapısına sahip olan bir halka insanlardan çok tarihin kafalarını ezerek anlattığı gerçekler olduğunu düşünüyorum.
Edebiyat
Kibarlık BudalasıMolière · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20236,9bin okunma
·
65 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.