9/10
·375 syf.··
2018 11. kitabı
Ah Hasan, ah... Uçurtma Avcısı çok, çok zor bir kitap. Başından itibaren vicdanın -lokalizasyonu tam olarak neresiyse artık- tam merkez noktasına bir ağırlık yapıyor ve kitabı bitirdikten sonra bile tamamen kaybolmuyor, zaman geçtikçe hafifliyor belki ama her akla gelişinde yine sızlatıyor. Emir ve Hasan’ın minik dünyalarındaki derin dostlukları çok güzel, çok temizdi. Erkek çocuklarının arasındaki arkadaşlığı hep daha sağlam temelli bulmuşumdur. Çoğu topluma göre daha özgür yetişmelerine müsaade edilmesindendir belki; birbirleri için daha büyük fedakarlıklar yapar, birbirlerinin arkasını her koşulda kollarlar. Emir ve Hasan’ın dostluğu da çok iyi örnekti buna, adeta “kardeş” gibilerdi ama en başından itibaren Hasan’ın bu konuda daha özverili, daha nahif ve alçakgönüllü olduğu hissediliyordu esasında. Okurken adrenalin deşarjına uğradığım, çok güldüğüm, çok şaşırdığım, dahiyane bulduğum, aşırı meraklandığım birçok kitap olmuştur; ama okurken durmak zorunda kaldığım, bir sonraki sayfaya geçmekten korktuğum, kaçınılmazı okurken gözlerimin dolduğu tek kitaptır belki de Uçurtma Avcısı. Sorgulatıyor bu kitap her şeyi insana ve hiç yoktan yük haline geliyor omuzlara. İnsan sadece kendini etkileyen, kendine zararı dokunan bir kötülük yapsa mesela, durum çok da kötü değildir. İnancına göre bağışlanmayı diler veya dilemez ve bununla yaşamaya devam eder. Ama bir başkasına çok büyük kötülük yapmak, onun vebaline girmek çok ağır; nefesini kesecek kadar... Bunu çocuk yaşta yapmış olmak hafifletir mi her şeyi, bilemiyorum. Bağışlanmaktan öte olan şey, insanın kendini affedebilmesi. Böyle bir durumda kendini affetmeyi ümit etmek bile çirkin bir eylemmiş gibi geliyor. Çok mu yüklendim Emir’e bilmiyorum ama kitap boyunca kızgınlığım hiç dinmedi ona, Hasan belki unuttu ama ben unutamadım. Burada bir parantez açarak kitabın siyasi bir amaç uğruna, emperyalizme hediye niyeti güdülerek yazıldığını ne yazık ki kabul etmek durumundayım. Ama böylesine etkileyici bir kitabı anlatırken, bu noktayı daha fazla detaylandırıp gölge düşürmek istemiyorum açıkçası. Dudağının bir kıyısı hafifçe kıvrılmıştı. Bir tebessüm. Orantısız. Çarpık. Varla yok arası. Ama orada. "Uçurtmayı senin için yakalamamı ister misin?" Başını evet anlamında salladığını gördüm. "Senin için bin tane olsa yakalarım...” Kendini affedebilmenin bir yolunu bulmuştu belki Emir. Ama benim dudaklarımda hep aynı cümle vardı: “Ah Hasan, ah Ali oğlu Hasan, ah...”
Edebiyat
Uçurtma AvcısıKhaled Hosseini · Everest Yayınları · 2024192,4bin okunma
·
1 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.