Küçük prens üzerine felsefi bir yorumum
Puan vermedi·112 syf.··
2025 43. kitabı
Anlatıcı, çocukken hayal gücünün genişliğini yansıtan bir resim çizer: dışarıdan sıradan bir şapka gibi görünen ama aslında bir boğa yılanının fili yutmuş hâli. Bu resmini büyüklerine gösterdiğinde, büyükler yalnızca bir şapka gördüklerini söylerler. Onlara göre, hayal gücü gereksizdir; gerçek olan şeylere yönelmek gerekir. Böylece anlatıcı, hayallerinin anlaşılmadığını hissederek çizmekten vazgeçer ve pilot olmaya karar verir. Çünkü büyükler, ne anlatılmadan bir şeyi anlayabilir ne de anlamaya gönüllüdür. Hep açıklama ister, sorgular ama derinliği kaçırırlar. Zamanla hayal güçlerini kaybetmişlerdir. Yıllar sonra bir uçak kazası sonucu çölün ortasında, medeniyetten bin mil uzakta yalnız başına kalır anlatıcı. Uyandığında, karşısında gizemli bir çocuk belirir: Küçük Prens. “Lütfen bana bir koyun çizer misin?” der bu çocuk. Anlatıcı şaşırır; çünkü çocukken yargılanıp yalnız bırakıldığı hayal gücünü, bir çocuk hiç sorgulamadan kabul etmişti. Ona bir koyun çizer ama çocuk beğenmez; sonunda bir kutu çizer ve “İçinde senin koyunun var,” der. Küçük Prens sevinçle kabul eder. Çünkü çocuklar, görünmeyeni görür. Hayal eder. Kutunun içindeki koyunu hayal edebilen bir çocuk, büyüklerin dünyasına hâlâ teslim olmamıştır. Küçük Prens, uzak bir gezegenden —Asteroid B-612’den— gelmiştir. Orada bir gülü vardır; eşsiz olduğunu sandığı, çok sevdiği ama bir yandan da onu anlayamadığı bir gül. Gülünü bir çocuğun kalbiyle sevmiştir, safça. Ama gül kendini beğenmiş, biraz bencil biridir. Bu yüzden Küçük Prens, onu çok sevse de gezegeninden ayrılmaya karar verir. Çünkü gerçek sevgi bazen bırakmayı da gerektirir. Yolculuğunda birçok gezegen gezer: kendini kral sanan bir adam, sürekli iltifat bekleyen kendini beğenmiş biri, utancını içerek unutan bir sarhoş, yıldızlara sahip olduğunu sanan bir iş adamı, hiç durmadan görev yapan bir fenerci ve yalnızca bilgi toplayan ama keşfe çıkmayan bir coğrafyacı… Hepsi aslında büyüklere dair bir eleştiridir. Hepsi, bir insanın içi boş yaşamasının, görünene saplanıp kalmasının, sahip olmayı sanıp ilgisiz kalmasının sembolleridir. Dünyaya geldiğinde ilk karşılaştığı şey bir yılandır. Yılan, ölümün simgesidir ama aynı zamanda bir dönüşün de başlangıcıdır. Yılan, “İnsan kalabalıklar içinde bile yalnız olabilir” der. Küçük Prens bunu anlar çünkü kendi yalnızlığını hep gülüyle, gezegeniyle doldurmaya çalışmıştır. Bir çiçekle karşılaşır çölde; çiçek, insanların hiçbir yere bağlı kalmadığını söyler. Sonra bir dağa tırmanır, kendi sesini duyar. İnsan, başkalarını duymaya çalışırken bazen kendini unutur. En derin cevaplar, iç sesimizdedir. Ardından bir bahçede binlerce gülle karşılaşır. Gülü ona, dünyada biricik olduğunu söylemiştir. Oysa burada ondan yüzlercesi vardır. Küçük Prens hayal kırıklığı yaşar. Ama sonra tilkiyle tanışır. Tilki, ona “evcilleştirme”yi öğretir. Yani bağ kurmayı… Birini sevmek, ona zaman ayırmak, onu tanımak ve onunla bir bağ oluşturmaktır. O zaman, bir gül binlerce gül içinden ayrılır. “İnsanın evcilleştirdiği şeyden sorumlu olduğunu” anlar Küçük Prens. Gülünü özel kılan, onunla geçirdiği zamandır. Anlatıcı ile birlikte çölde yürürken bir kuyu bulurlar. Çölde bir kuyunun olması, çölü güzel kılar. Tıpkı bir insanın içindeki iyiliğin, dışarıdan görünmese bile onun kıymetini artırması gibi. Küçük Prens’in yolculuğu, aslında insanın kendi içine yaptığı bir yolculuktur. Sonunda Küçük Prens, gezegenine dönmek ister. Bu yüzden yılanın zehriyle bedenini geride bırakır. Çünkü ölüm bir son değil, bazen bir dönüş yoludur. Anlatıcı, Küçük Prens’ten geriye yalnızca bir anı, bir yıldız ve bir özlemle kalır. Ama artık bir şeyi çok iyi bilmektedir: “Gerçekten önemli olan şeyler gözle görülmez; ancak kalple hissedilir.”
Küçük PrensAntoine de Saint-Exupéry · Can Çocuk Yayınları · 2015280bin okunma
··
1.188 Gösterim
1 Yorum
Lütfen giriş yapınız.
Mükemmel yorum👏👏👏
Tekrardan teşekkür ederim