·215 syf.····Okunma: 03 Haziran 2025 19:06 Esra Kahya’nın üçüncü kitabı Tepsideki Melek, raflarda sade bir kapakla duruyor ama kapağın ardında sessizliğin, acının ve geçmişin kat kat biriktiği bir hikâye yatıyor. Yazarın ilk romanı Kambur ile tanıştığımda kalemine dair hissettiğim en güçlü şey, görünmeyeni yazabilmesiydi. Sessizlikleri, bastırılan duyguları, söylenemeyen cümleleri anlatan bir dili vardı. Öykü kitabında bu yeteneğini kısa metinlere taşımıştı. Ama Tepsideki Melek, bu dilin en olgun ve derin hâli gibi hissettirdi bana.
Konusu Ne Değil ki…
Roman, annesinin geçmişini araştırmaya başlayan bir kadının hikâyesi gibi başlıyor ama aslında konu bundan çok daha geniş. Bu bir “aile sırrı” romanı değil yalnızca; bu, taşınan yüklerin, susturulmuş kadınların ve adını koyamadığımız eksikliklerin hikâyesi. Herkesin ailesinde konuşulmayan, üzeri örtülen, "öyle şeyler konuşulmaz" denen anılar vardır ya... İşte bu roman, o susturulmuş anıların açığa çıktığı yer.
Yazar, hikâyeyi zamanlar arası bir akışla kurguluyor. Bir yanda bugünün anlatıcısı –biraz bizden biri gibi hissediyoruz onu– diğer yanda annesinin geçmişi var. 1980’ler, darbe sonrası Türkiye, köhne apartmanlar, kırılgan kadınlar ve susmayı öğrenmiş çocuklar. Her bölümde geçmişle bugün arasında gidip gelirken yalnızca karakterler değil, okur da kendi ailesine, annesine, anneannesine dönüp bakma ihtiyacı hissediyor.
Roman boyunca iki simge dikkat çekiyor: melek ve tepsi. Bunlar öylesine seçilmiş kelimeler değil. Melek; bazen bir çocuk, bazen masumiyet, bazen yitip giden bir parçamız. Tepsi ise çok tanıdık bir ev eşyası gibi dursa da kitapta bir hafıza nesnesine dönüşüyor. Annelerin, büyükannelerin bir odadan diğerine taşıdığı çaylar değil sadece o tepsidekiler… Sustukları, kabullendikleri, bazen sineye çektikleri de o tepside.
Bu imgeler kitabın içine öyle ustaca yerleştirilmiş ki, bir yerde karakterin elinden kayan bir tepsi bile okurun içinde bir şeyleri kırabiliyor. Yazar, gözümüze sokmadan ama güçlü bir sembolizmle bu nesneleri romana dokumuş. Belki de en çok bu yüzden etkiliyor bizi: tanıdık nesnelerin içinden çıkıyor duygular.
Esra Kahya’nın dili sade ama yoğun. Kurgunun içine şiirsel cümleler serpiştiriyor ama bunu yaparken metni ağırlaştırmıyor. Her cümle yerli yerinde. Özellikle diyaloglarda ölçülü bir mesafe var; karakterler çok konuşmuyor ama söyledikleri kadar, söyleyemedikleri de yankı bırakıyor.
Kimi zaman kısa cümlelerle kırılganlık yaratıyor, kimi zaman uzun paragraflarla bizi geçmişe çekiyor. Hikâyeyi anlatan karakterin iç sesi de çok sahici. Yazar, okurun duygusal zekâsına güveniyor; açıklamıyor, betimlemiyor, yönlendirmiyor. Okura alan tanıyor. Bazen bir bakış, bazen bir suskunluk, bazen çocukluktan kalan bir ses tonu ile karakteri inşa ediyor. Bu da metni daha sahici kılıyor.
Bu romanın merkezinde kadınlar var ama bağıran, slogan atan bir yerden değil. Sessizliğin içinden gelen, kırılmış ama ayakta kalmış kadınlar. Anne-kız ilişkileri, kuşaklar arası suskunluklar, kadına yüklenen roller, ev içi yalnızlık, bakım emeği gibi konular, romanın satır aralarında güçlü bir şekilde var. Özellikle annenin geçmişine dair bölümler çok etkileyiciydi benim için. Bireysel travmaların toplumsal sessizlikle nasıl örtüldüğünü görmek, sadece karakterlere değil, hepimize dair bir yüzleşme gibiydi.
Bu kitabı okurken zaman zaman durup düşündüm. Kendi annem, onun gençliği, bilmediklerim geldi aklıma. Yazarın bir cümlesiyle o kadar çok şey hatırladım ki, bazı sayfaları sindire sindire okumak zorunda kaldım. İşte bu yüzden bu kitap sadece bir kurgu değil, duygusal bir deneyimdi benim için.
Esra Kahya’nın kalemi ilk günden beri dikkatimi çekmişti ama Tepsideki Melek ile içime işledi. Kambur'u çok güçlü bir başlangıç olarak görmüştüm, öykü kitabı da dilini daha esnek kullandığını göstermişti ama bu roman sanki hepsinin üzerine kurulan bir ev gibi. Bir yazardan beklenen gelişim bu olsa gerek.
Ben bu kitaba 10 üzerinden 9 puan verdim. Çünkü beni hem duygusal olarak etkiledi hem de edebi anlamda tatmin etti. Tek bir eksisi varsa, o da bazı bölümlerin biraz daha detaylı olabileceğiydi. Ama belki de eksik gibi görünen o alanlar, biz okurların kendi duygularını yerleştirmesi için bırakılmıştı, kim bilir?
Tepsideki Melek, kolay bir kitap değil; ama derin bir kitap. Kendi geçmişine, ailesine, annesine, kadına, sessizliğe ve acıya farklı bir gözle bakmak isteyen herkesin okuması gereken bir roman.