Puan vermedi·88 syf.····Okunma: 05 Haziran 2025 00:00 Ahmet Büklü ile tanışma kitabım olan Varamayan, bu yazarın bu kadar çok sevilmesinin neden doğru bir şey olduğunu gösteriyor: kısa, kendi başlarına uçup giden ve bu kadar kısa bir kitaptan beklenmeyecek denli enerji dolu bu güzel hikâyeler, türk öyküsü adına okuduğumuz nice hikâyenin neden bu hissi veremediğini de düşündürüyor. Betimlemek, hisleri anlatmak, yazarın siyasi açıdan kime veya neye bağı varsa hikâyeyi o yöne bükmek adına hikâyeye hasar veren, hatta onu bozan kalem oynatmaların ne kadar gereksiz olduğunu gösteriyor. Bu hikâyelerde Ahmet Büke'nin muhakkak ki senelere yayılmış hikâye anlatıcılığı mahareti ve bu hikâyeleri yazarak geliştirdiği kalemin sadelikler içerisine serpiştirdiği bütün güzelliklerle anılması gerekiyor. Beni şaşırtan şey, kitabın uzun öyküsü olan Varamayan Ahmet'ten sonraki yazarın ikinci kısımdaki daha kısa hikâyelerin hızını, derinliğini artıran bir edebi yetkinlik göstermesi oldu. Yeni yazarların denemeye, yanılmaya, yeniden denemeye hakları var, bir anlamda eskizleri ile edebiyata girişiyor onlar. Ahmet Büke ise senelerdir edebiyat yazıyor olmanın getirdiği bir güzellikle kitabını ağır, yavaş bir başlangıçtan neşeli, kederli, güzel bir hıza doğru sürükleyerek kitabı bir çeşit zirveye taşıyarak kalemini orada bırakıyor. Ne anlatıldığı kadar, nasıl anlatıldığı da önemli diyen bir okur için Ahmet Büke'nin nasıl'ı hem güzel, hem dikkat çekici, hem de okuması çok keyifli.
Barış Bıçakçı'dan sonra Ahmet Büke de edebiyatımızı sevmek, sevmeye devam etmek, edebiyattan ümidini kesmemek için yeni bir vesile oldu. Ben kendi adıma mutlu oldum. Ne mutlu pandemi sonrası her şey yıkılırken , ah Henry Palace ve ah o göktaşı, edebiyat sevenlere, edebiyat okuyabilenlere, dünya yıkılsa da ölmeden Anna Karenina okumak zorundayız diyen elli yaş üstü maceraperestlere...