Emre Seven
Bir Var Bir Yok
Bu romanı yıllar sonra düşündüğümde, bunu bir şehirle, bir yazarla, bir hikaye ile hatırlamayacağım. Karşımda, bir yeteneğin gerçekleşmiş hali olarak örneklendireceğim.
“Bir Var Bir Yok” romanında benim en çok ilgimi çeken, bence bu romanı en çok özel kılan ve diğer bütün edebi eserlerden ayıran şey, yerel ağzın bu denli başarılı bir şekilde kağıda aktarılmış olması. Benim bildiğim bu işi bu kadar ciddi ciddi ve uzun uzun ortaya koyan başka bir yapıt yok. Bir çok eserde, yerel ağızdan bazı kelimelere, ya da atasözlerine ya da kısa kısa ve doğallıktan uzak kısacık cümlelere yer verilir. Yerel ağız bu kadar cesurca uzun uzun kullanılmaz, yazıdan öğrenilmemiş yapı ve kelimeler yazıya aktarılamaz.
Emre Seven’in bu konudaki başarısını mümkün kılan bence üç nokta var; birincisi yazarın kimliği ile bu denli barışık olması. İkincisi, hayatın gerçekliğini üst düzey bir şekilde yansıtabilmesi. Üçüncüsü ise, bir yere ait olmakla birlikte, oraya karşı turist bakış açısını elden bırakmaması. Bu üç başlığı tek tek açıklamak istiyorum.
Bizim yaşadığımız çağlarda, Türkiye’de eğitim gerçekten de insanlara sınıf atlatıyordu, daha rahat yaşam ve kariye imkanları sağlıyordu. Bu çerçevede, üniversite hayalleri ile büyüdük, çalıştık çabaladık ve hayatımızı daha iyileştirmeye çalıştık. Bu amaç uğruna, memleketlerimizden, doğum yerlerimizden ergenlik dönemlerimizde ayrılık çoğunlukla daha büyük şehirlere, en başarılılarımız İstanbul, Ankara ve İzmir gibi en büyük şehirlere gitmek durumunda kaldık. Bu göç dalgası, bir yerde daha küçük Anadolu şehirleri için bir nevi beyin göçü anlamına da geldi. Üniversite amacıyla doğdukları şehirlerden ayrılan daha iyi eğitim almak isteyen gençler, daha büyük şehirlerde büyüdüler. Bir çoğu geri dönmedi. Kendi kültürlerine yabancılaştılar. Kimileri roman karakterimiz gibi memleketine bir süre sonra dönse de, hayatı boyunca aynı yerde yaşamış kişilerden farklı olmak dışında bir çaresi yoktu. Haddizatında hayatının yarısını başka bir şehirde yaşamış, başka bir şehirde büyümüştü. İşte, yazarın köken kimliğinden bu denli ayrı kalıp halen kültürünü hissedebilmesi, yansıtabilmesi, sevip benimseyip gelecek kuşaklara taşıyabilmesi bence çok önemli.
Bu romanı benim hayatımda okuduğum herhangi bir başka şeyden ayıran en önemli noktalardan ikincisi, yazarın taklit ve yansıtma kabiliyeti. Her romancı pek tabi üst düzey gözlemci ve bizi bize bizden daha iyi anlatabilmesidir. Sıradan insanların diline gelmeyen kelimeleri bir nevi onların gıyabında söz madenimizden çekip çıkarabilmesidir. Ne var ki, “Bir Var Bir Yok”un yazarı bence bir seviye ileriye gidiyor ve aynı zamanda karakterleri canlandırabiliyor. Tam da bu noktada eser bir romanla tiyatro eseri arasında gidip geliyor. Duygusal betimlemelerden biraz daha uzaklaşıp tıpkı bir tiyatro eserinde olduğu gibi uzun uzun konuşmalara yerini bırakıyor. Bunun temel sebebi, yazarın taklit yeteneğini cümleleri ile sergileyebilmesi. Romanı okurken, karşısında gördüğü bir manzarayı anlatan bir anlatıcıdan daha çok, her bir karakterin içine girerek onlar aracılığıyla bize seslenen bir salt yetenek gördüm. Yazar, bu şekilde bir ressamdan ziyade, tiyatro sanatçısı gibi bize hitap edebiliyor. Yerel ağzı bu yüzden bu kadar usta bir şekilde bize yansıtabiliyor. Başka bir deyişle, diğer romancılar yerel ağzı taklit edemedikleri için de kağıda dökemiyorlar, çünkü bunun için romancının yazarlık kabiliyetinden başka bir de taklit ve yansıtma kabiliyeti de olmalı; bu nedenle Emre Seven bence son derece özel bir yerde duruyor.
Bakmak ile görmek aynı şey değil derler. Çocukların heyecanla gördükleri eşyalar, manzaralar, olayla karşısında gözlerini kocaman kocaman açışlarını hayal edin, bir de hayatın getirdiği yıllarca yaşanmışlık, yüzünün çizgilerine imza atmış yaşlı bir insanın etrafını izlerken duyarsızlığını düşünün. Bana bunlardan birincisi turist gözü gibi geliyor. Çocuklar hala bir nevi halen ziyaretçisi oldukları dünyamızda her şeye turist gözüyle bakabiliyorlar. Halen dünyamızın yerlisi mukimi hissetmiyorlar kendilerini. Yazarımız da hem Samsun şehrine ve kültürüne, şehrin sokaklarına ve yaşlılara, ve dahi konuşma biçimine alışmıyor, her zaman o hayranlıkla değerlendirme özelliğini diri tutabiliyor. Ancak bu bakış bize güzellikleri fark ettirebiliyor; veya hepimizin fark etmeden geçip gittiğimiz yerleri güzel gösterebiliyor.
Romanda Samsun’lu ve Çarşamba’lı karakterleri İstanbul Türkçesi ile dinlemek zorunda kalmamış olmak beni mest etti. Burada biraz da Nuri Bilge Ceylan gerçekçiğini de hissettim doğrusu. Bazen yarım sayfayı aşacak kadar uzun uzun cümleler belki bir çok okuyucuya ağır gelmiş olabilir, ama beni eğlendirdi doğrusu. Bizatihi bu cümleler yazarın içerisinde büyüyüp gelişmiş muazzam kabiliyetin dışa vurumu.
Romanda Orhan Pamuk’un “İstanbul Hatıralar ve Şehir”den, Hasan Ali Toptaş’tan yer yer esintiler var. Bence yazarın kabiliyeti tartışılmaz; piyasada çok satan ve bir şekilde popülerliğe ulaşmış yazarların hemen hepsinden özel bir yere sahip. Bu potansiyel romanın sayfalarında kendisini çok belirgin bir şekilde gösteriyor. Bir hikayede esas mühim mesele, güzel bir hikayeden ziyade; sıradan bir olayı ya da durumu özel bir şekilde aktarabilme becerisi değil midir zaten? Emre Seven’in yeni romanlarını bekliyor olacağım. Bir Var Bir Yok
Bir Var Bir YokEmre Seven · Eflatun Kitaplar Yayınları · 20245 okunma