7/10
·112 syf.··
2025 7. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 06 Haziran 2025 00:46
Nietzsche’nin Zamana Aykırı Bakışlar adlı eseri dört kitaptan oluşuyor. Bu dört deneme, Nietzsche’nin erken dönem düşüncesini yansıtır ve dönemin kültürel ortamına karşı eleştirel bir tutum içerir. Özellikle “zamana aykırı” olmaları, Nietzsche’nin çağının değerlerine ve yönelimlerine karşı çıkan bir perspektifle yazılmış olmalarından kaynaklanır. Serinin ilk kitabı olan bu kitap Nietzsche’nin öncelikle kültür filisterlerini, daha sonra David Strauss’u tam anlamıyla yerin dibine soktuğu eseridir :) Filister; üniversiteli gençlerin, kendilerini anlamayan sıradan insanları küçümseyerek adlandırdığı bir terimdir. Sanata, düşünceye, hakiki kültüre uzak, ama buna rağmen kendini kültürlü sanan insan tipidir. Kültür filisteri ise; kendini bir kültür insanı zanneder, ama aslında kültürün tam karşıtıdır. Gerçek sanatçıya, düşünce insanına, yaratıcı bireylere karşıdır. Kültürü bir şekil, gösteriş, bilgi yığını gibi görür ama özünü kavrayamaz. Kendisini “Alman kültürünün temsilcisi” olarak görür ama bu büyük bir yanılgıdır. Nietzsche bu kişiyi tehlikeli olarak addeder. Çünkü kendisini gerçek kültürün temsilcisi sanır ve bu nedenle etkili olur. Okullar, kamu kurumları, sanat kurumları onun düşüncesine göre düzenlenmiştir. Herkesin kendisine benzemesini bekler. Farklı düşünceleri ya da sanatsal ifadeleri tehdit olarak görür. Gerçek kültürü anlamadığı için onu bastırır. Yasaklar, dışlar, sansürler. Sonuç olarak kültür gibi görünen ama aslında kültür olmayan, bir “üslubu olan barbarlık” doğar. Filisterler, topluma nüfuz etmiş etkili kişilerdir. Sayıca çoklar ve sistemi ellerine geçirmişler. Gerçek kültür insanlarının (örneğin filozofların, sanatçıların) tek tek, yalnız halde mücadele ettiği yerde, onlar organize olmuşlardır. Sorgulamazlar, aramazlar, bulduklarını sanırlar. Oysa gerçek kültür insanı, sürekli arayış içindedir, hiçbir zaman “tam buldum” demez. Tüm bunlara karşı Nietzsche’nin savunduğu şudur: Gerçek kültür, arayıştan doğar; yani sürekli sorgulayan, daha derine inmek isteyen insanların ürünüdür. Kültür filisteri ise arayışı durdurur, üstünü örter, başkalarını susturur. Bu nedenle Nietzsche, filisterliği kültürün düşmanı olarak görür. “Kendini kültürlü sanan ama aslında kültürün karşıtı olan, sanata, düşünceye zarar veren insanlardan korkun. Onlar çoğunlukta ve iktidarda olduklarında, hakiki kültür bastırılır. Asıl kültür insanları, sorgulayan, arayan, yalnız kalanlardır.” Nietzsche’ye göre: Strauss gibi sözde “kültürlü” kişiler, gerçek sanatçıların eserlerini kendi dar görüşlerine göre yorumluyor. Büyük sanat yapıtlarını anlamaya çalışmak yerine, onları tütsülemek (yani sadece saygı göstermek ama içeriğine dalmadan). Ya da tam tersi, anlamadıkları için yakmak, ortadan kaldırmak istiyorlar. Estetik kamuoyu (sanat izleyicileri) de tehlikeli. Çünkü artık sıradan insanlar bile büyük sanatçılar hakkında fikir yürütüyor ama ne dediklerini bilmiyorlar. Bu kamuoyu, Nietzsche’nin “filister” dediği sığ kültürlü insanların etkisinde. Nietzsche, “Mozart ve Beethoven’ı kötü insanlar övmemeli,” diyor. Çünkü gerçek sanat, herkesin sahip çıkabileceği bir şey değildir. Nietzsche’ye göre Strauss gibi isimler, büyük sanatçıların eserlerini anlamadan tüketen, sindiren, parçalayan insanlardır. Bu insanlar sadece kendi işlerine geldiği kadarını anlıyor, gerisini ya yok sayıyor ya da bozuyorlar. Nietzsche’ye göre Strauss, gençliğinde Hegel’i anladığını sanarak onun etkisine kapılmıştır. Schleiermacher gibi “çok fazla kavrayış gücü olan” biriyle uğraşmak zorunda kalmıştır. Bu iki filozof, Strauss’un aklını bulandırmış, bir daha asla tam olarak iyileşmemiştir. Yani Strauss’un dünyayı görme biçimi, gençliğinde aldığı yanlış etkilerin sonucudur. Strauss diyor ki: Dünya zaten mümkün olan en iyi dünyadır. Filozof bunu fark eder. Eğer kötülük üzerine düşünen filozofun düşüncesi de kötüyse, demek ki dünya kötü değil, iyidir. Nietzsche bu fikri şöyle eleştiriyor: Strauss burada iyimserliği çarpıtıyor. Sanki kötümser filozoflar (örneğin Schopenhauer) sadece “kendi düşüncelerinin kötü olduğu için” yanılıyor gibi davranıyor. Bu safsatadır: Dünyadaki acıyı, kötülüğü basit kelime oyunlarıyla önemsiz gösteremezsin. Böyle iyimserlik, gerçekliğe göz yummaktır. Nietzsche, gerçek filozofların dünyadaki acıyı görmezden gelmeyeceğini savunur. Onu tanıyanlar bilirler ki Nietzsche’nin “üst insan” modeli acıları yok saymamalı ve acıyı uyuşturacak yollara (alkol,din vs.) başvurmamalıdır. Strauss’a göre; İlk Hıristiyanlar cinsellikten kaçtılar çünkü daha önce fazlasıyla zevk almışlar ve artık tiksinmişlerdi. Nietzsche bunu duyunca dehşete kapılıyor. Bu, dini ve tarihsel bir fenomeni basit cinsel nedenlerle açıklamak demektir. Bu yaklaşım, kaba, bayağı ve tamamen yüzeyseldir. Nietzsche burada derinliksiz psikolojik açıklamalara çok sert bir şekilde karşı çıkıyor. Strauss’un ahlak anlayışı şöyledir: Ahlak, kişinin türüne uygun yaşamasıdır. Strauss’a göre bu şu demek: İnsan gibi yaşa, hayvanlar gibi değil. Nietzsche bu görüşü eleştirir. Diyor ki: Bu ifade işe yaramaz bir buyruktur. Çünkü “insan gibi yaşamak” çok belirsiz bir şeydir. İnsan kavramının içinde çok farklı yaşam biçimleri vardır. Örneğin; Bir Patagonyalı (ilkel kabile üyesi) ile Bir filozof olan David Strauss birbirinden çok farklıdır ama ikisi de “insan”dır. Nietzsche burada şunu soruyor: “İnsana insan gibi yaşa” demek ne anlama geliyor? Hangi insana göre? Kime göre örnek alacağız? Patagonyalıyı mı? Strauss’u mu? Ve bu buyruğun pratikte boş ve etkisiz olduğunu söylüyor. Strauss, ahlakı Darwinci evrim kuramı ile temellendirmeye çalışır. Yani insan iyilik, merhamet gibi duygulara evrimsel süreçte ulaşmıştır. Nietzsche burada önemli bir noktaya dikkat çeker: Darwin’e göre insan da doğanın bir parçasıdır ve doğada güçlü olan ayakta kalır. O zaman “herkes eşittir, aynı haklara sahiptir” gibi bir ahlaki önerme Darwin’le çelişir. Strauss ise “unutma, herkes senin gibi insandır” derken bu çelişkiye düşer. Nietzsche der ki: Bu durumda insan, doğaya karşı ahlaki bir içsel yasa geliştiremez. Çünkü insan da doğanın bir ürünüdür ve doğa eşitliği değil, güçlünün ayakta kalmasını öngörür. Strauss şöyle diyor: Algıladığın hiçbir şey bağlamsız değildir, her şey sonsuz yasalara uyar, tüm yaşamın biricik ilk kaynağından doğar. Bu kaynak akıldır ve iyiliktir. Dinin özeti budur. Nietzsche bu görüşü çelişkili bulur. Strauss bir yandan bilimsel doğa görüşünü savunur (Darwin), öte yandan evreni iyi, akıllı, düzenli ve kutsal bir kaynak olarak görür. Bu ikisi bağdaşmaz. Bilim, doğanın nasıl işlediğini açıklar ama onun iyi ya da kutsal olup olmadığına dair bir yargıda bulunmaz. Nietzsche burada şunu vurgular: Bilimsel dürüstlük, doğanın yasalarının ahlaki ya da entelektüel değer taşıdığını söylemeye cesaret edemez. Bu, insan merkezli (antropomorfik) bir yanılsamadır. Strauss, bu sınırı aşarak dini bir metafizik inşa eder. Nietzsche bunu sahte ve korkakça bulur. Nietzsche, filister denen dar kafalı, konformist burjuva tipini de eleştirir. Çünkü bu tip insanlar Strauss’un kitabını sevecektir. Onlara evrenin anlamlı olduğunu söyler, korkularını yatıştırır, kendilerini yüce ve anlamlı hissederler. Ama Nietzsche’ye göre Strauss’un kitabı sahici düşünce içermiyor. Korkaklık ve uyum arzusu barındırıyor. Nietzsche, Strauss’un sosyalistlerden korktuğunu, bu yüzden de kralların işçi sınıfına iş verecek türü metaforlar kullandığını söyler. “Sanat ve bilimde her zaman inşaat yapacak krallar bulunur,” diyen Strauss’a Nietzsche şöyle cevap verir: “Ya bir gün işçiler kendileri inşa etmeye başlarsa? O zaman krallar sadece bakakalır.” Yani Nietzsche, Strauss’un egemen sınıfı, elitleri koruma çabasını küstahça ve korkakça bulur. Nietzsche, Strauss’un temsil ettiği düşünce biçiminin Alman kültürünü öldürdüğünü düşünür. Gençler bu kitaptan etkilenirse, gelecek adına umut yoktur der ve şunları hisseder: Toprak kurumuş, yıldızlar sönmüş, bir daha bahar gelmeyecek. Strauss, modern bilimle uyumlu bir “yeni inanç”tan bahsediyor. Nietzsche burada sertleşiyor. “Sen bilimsel konuşuyorsun ama buna inanç diyorsun. Bu ikisi farklı şeyler,” diyor. İnanç, duyguya, sezgiye, güvene dayanır. Bilim ise akla, deneye, gözleme… Ama Strauss, yeni bilimi bir tür din gibi sunuyor ve Nietzsche’ye göre bu, hem felsefi açıdan karışık, hem de sahici değil. Strauss aslında yeni bir din yaratmıyor; sadece bilimi putlaştırıyor. Nietzsche, Strauss’un kitabının: Bütünlüksüz olduğunu, inanç ve bilgi kavramlarını karıştırdığını, güçlü bir dünya görüşü ortaya koyamadığını ve buna rağmen hâlâ klasik bir yazar gibi davranmak istediğini söylüyor. Ama bu kabul edilemez ona göre. Çünkü gerçek bir düşünür bütünü görür, düşünceler arasında sağlam bağ kurar, bilgiyle inancı karıştırmaz, yazısının arkasında derin bir duruş taşır. Strauss’un bu kriterlerin hiçbirini karşılamadığını söylüyor ve onun üslubunun arkasında korkak, yüzeysel ve yapay bir fikir olduğunu vurguluyor. Nietzsche, Strauss’un bir düşünür ya da klasik yazar olamayacağını, bilim ve inanç arasında salınırken ikisini de sulandırdığını, kitabının hem yapısal hem de kavramsal açıdan başarısız olduğunu ve okuyucuyu bile ikna edemeyecek kadar zayıf bir “yeni inanç” önerdiğini söylüyor. “Güzel yazıyorsun ama söyleyecek sağlam bir şeyin yok,” demek istiyor Nietzsche, bütün bu satırlarla. Strauss kitabının “hafif örtük” olduğunu kendi söylüyor, ama bunun kasıtlı bir tercih olduğunu da belirtiyor. Bu, sanki şöyle bir strateji: “Ben düşüncemi doğrudan değil, ustalıkla dolaylı yoldan anlatırım; böylece hem dikkat çekici olurum, hem de saldırılardan kaçınırım.” Nietzsche’ye göre bu, dürüstlükten uzak, samimiyetsiz, ama etkileyici bir üslup oyunudur. Özet olarak Strauss bir filozof değil, bir estetik cambazıdır. Kitabının etkisi, fikrinden değil, sunumundan kaynaklanır. Düşünceyi derinleştirmek değil, okura hoş görünmek ister. İnandırıcı olmak yerine, ayartıcı olmaya çalışır. Ve en önemlisi: Kendine özgü bir duruşu, karakteri yoktur. Hep bir başkasına benzemekle meşguldür. Keyifli okumalar dilerim.
Felsefe-Düşünce
David Strauss, İtirafçı ve YazarFriedrich Nietzsche · İş Bankası Kültür Yayınları · 2015315 okunma
·
396 Gösterim
1 Yorum
Lütfen giriş yapınız.
Güzel özetlemişsiniz teşekkür ederim, arka planla ilgili birkaç ekleme yapmak isterim :) Bu kitaptan altı ay sonra Strauss ölüyor ve Nietzsche bu saldırısından pişman oluyor. Nietzsche mahcup ve Strauss’un son günlerini zorlaştırmadığını ve kendisinden haberi olmamasını umuyor. Hatta yıllar sonra, Strauss’un burada bahsedilen kitabı Eski ve Yeni İnanç’a saldırmakla bir kitabı gülerek öldürdüğünü ve farkına varmadan da yaşlı bir adamı “katlettiğini” itiraf ediyor.
Ambrosia
Gönderi Sahibi
Nietzsche tanıma rehberi gelir mi