Paşa, bu sözlerini söylerken tekrar coşmuştu:
"- Erzurum'da ve kongrede gördüğüm samimiyet, mertlik ve fedakarlık, azim ve iman, beni doğrusu çok cesaretlendirdi. Memleketimi kurtarmak yolundaki cesaretimi arttırdı.
Erzurum'a ilk geldiğim günkü vaziyetimi biliyorsunuz. Ben burada rütbemi, Yaveri Hazreti Şehriyariliği, resmi mevkiimi, üniformamı attım ve bütün kainata sinei millette bir ferd olduğumu ilan ettim.
Arkadaşlarım da böyle. Üniformalı olanlar üniformalarını, memur olanlar memuriyetlerini terk ettiler. Hepsine minnettarım ve hepsinin takdirkarıyım. Şu halde ihtirassız, yalnız vatan ve memleket selametini gaye edinen insanlar olarak çalışıyoruz. Allah koruyucumuzdur. Mutlaka muvaffak olacağız."
Paşa, emirber Ali'ye seslendi :
- Ali, kahve yap bize...
Ali kahveleri getirinceye kadar, Süreyya Yiğit'in:
- Muvaffak olduktan sonra dahi iş bitmiyor Paşam, memleketin namütenahi çalışmaya ve inkılaplar vücuda getirmeye ihtiyacı var.
Şeklindeki mütalaası ile mevzu, memleketin sosyal bünyesine intikal etti. Paşa vatanın kurtulmasından sonra Cumhuriyet ilanının şart olduğu hakkındaki mütalaa ve inanını bir kere daha sağladıktan sonra:
- Mazhar not defterin yanında mı?..
Diye sordu.
- Hayır Paşam...
Dedim.
- Zahmet olacak amma, bir merdiveni inip çıkacaksın.
Al gel. Dedi. Nerede ise sabah olacaktı. Fakat onun yanında iken dünya, gecesi gündüzü olmayan bir alemden ibaretti. Binaenaleyh, uyku ihtiyacı da yoktu. Hemen aşağıya indim. Not defterini alıp geldim.
O, hatıra defterime ve günü gününe her hadiseyi not edişime hem memnun olur, hem de bazen latife etmekten kendisini alıkoyamazdı.
- Hafızalarımız zayıfladığı zaman Mazhar Müfid'in defteri çok işimize yarayacak...
Derdi. Defteri getirdiğimi görünce, sigarasını birkaç nefes üst üste çektikten sonra :
"- Amma bu defterin bu yaprağını kimseye göstermiyeceksin. Sonuna kadar mahrem kalacak. Bir ben, bir Süreyya, bir de sen bileceksin. Şartım bu... Dedi. Süreyya da, ben de:
- Buna emin olabilirsiniz Paşam...
Dedik. Paşa, bundan sonra:
- Öyle ise önce tarih koy!.
Dedi. Koydum: 7.. 8 Temmuz 1919. Sabaha karşı.
Tarihi sayfanın üzerine yazdığımı görünce:
- Pekala... yaz!.
Diyerek devam etti :
- Zaferden sonra şekli hükümet Cumhuriyet olacaktır.
Bunu size daha önce de bir sualiniz münasebetiyle söylemiştim.
Bu bir.
İki: Padişah ve hanedan hakkında zamanı gelince icap eden muamele yapılacaktır.
Üç: Tesettür kalkacaktır.
Dört: Fes kalkacak, medeni milletler gibi şapka giyilecektir.
Bu anda gayri ihtiyari kalem elimden düştü. Yüzüne baktım. O da benim yüzüme baktı. Bu gözlerin bir takılışta birbirine çok şey anlatan konuşuşuydu. var.
Paşa ile zaman zaman senli benli konuşmaktan çekinmezdim.
- Neden durakladın?
Deyince:
- Darılma amma Paşam, sizin de hayalperest taraflarınız
Dedim, gülerek:
- Bunu zaman tayin eder. Sen yaz...
Dedi. Yazmaya devam ettim:
- Beş : Latin hurufu kabul edilecek.
- Paşam kafi... kafi...
Dedim ve biraz da hayal ile uğraşmaktan bıkmış bir insan edası ile:
- Cumhuriyet ilanına muvaffak olalım da üst tarafı yeter!
Diyerek, defterimi kapadım ve koltuğumun altına sıkıştırdım. İnanmıyan bir adam tavrı ile:
- Paşam sabah oldu. Siz oturmaya devam edecekseniz hoşça kalın...
Diyerek yanından ayrıldım. Hakikaten gün ağarmıştı. Süreyya da benimle beraber odadan çıktı. Fakat, burada ve bu anda hadiselerin beni nasıl tekzip ve Mustafa Kemal'i teyit ettiğini, daha doğrusu Mustafa Kemal'in beni nasıl bir cümle ile hapt ve mahcup ettiğini itiraf etmeliyim.
Çankaya'da akşam yemeklerinde birkaç defa:
- Bu Mazhar Müfit yok mu, kendisine Erzurum'da tesettür kalkacak, şapka giyilecek, latin hurufu kabul edilecek dediğim ve bunları not etmesini söylediğim zaman defterini koltuğunun altına almış ve bana hayalperest olduğumu söylemişti.
Demekle kalmadı, bir gün mühim bir ders de verdi. Şapka inkılabını ilan etmiş olarak Kastamonu'dan dönüyordu. Ankara'ya avdet ettiği anda otomobille eski meclis binası önünden geçiyor, ben de kapı önünde bulunuyordum. Manzarayı görünce gözlerime inanmadım. Kendisinin ve yanında oturan Diyanet İşleri Reisinin başında birer şapka vardı. Kendisi neyse ne...
Fakat, kendisini karşılamaya gelenler arasında bulunan Diyanet İşleri Reisine de şapkayı giydirmişti. Ben hayretle bu manzarayı seyrederken, otomobili durdurttu, beni yanına çağırdı ve birden:
- Azizim Mazhar Müfit Bey, kaçıncı maddedeyiz? Notlarına bakıyor musun?
Deyiverdi! Bu bir latifeydi, fakat, mahcup eden bir latife. Ve hakikaten bu büyük adam geceleri gündüzlere katarak düşünmeyi, milli bünyenin tahammülünü bilmiş, her şeyin zamanını hesaplamış ve zamanı iradesine ram edebilmişti Benim o gün hayal ve masal diye karşılayarak not ettiğim her madde, zamanla birer hakikat abidesi olarak karşımda bütün endamı ile boy gösteriyordu!
Erzurum'dan Ölümüne Kadar Atatürk'le Beraber - Cilt 1 , s.132
-------------------------------------------------------------------------
ileti görseli: Mustafa Kemal'in yukarıdaki konuşmayı yaptığı günün ertesi günü, 9 temmuz 1919da, çekilmiş bir fotoğrafı..
ileti görseli hakkında görece daha fazla bilgi için bkz.: isteataturk.com/Kronolojik/Tari...