baştan sona sürpriz bozan içermektedir
7/10
·456 syf.··
2025 30. kitabı
·
27 günde okudu
·
Okunma: 31 Mayıs 2025 11:19
adalet üzerine uzun bir suskunluk julian barnes bu romanında bir adalet hikâyesi anlatıyor gibi görünse de aslında adaletsizliğin nasıl işlediğini, sistemin nasıl çalıştığını (ya da çalışmadığını) ve iki farklı insanın bu sisteme nasıl inandığını, nasıl direndiğini anlatıyor. gerçek bir davadan yola çıkıyor ama sonuçta karşımıza çıkan şey kurmaca kadar gerçek, gerçek kadar iç burkucu. hikâyenin iki temel karakteri var: biri herkesin bildiği ünlü bir isim —sir arthur conan doyle. diğeri, kimsenin tanımadığı, yarı hintli, içine kapanık, kendi hâlinde bir adam: george edalji. yolları bir adalet mücadelesinde kesişiyor. ama bu karşılaşma, sadece bir dava üzerinden değil, hayata, hukuka, vicdana ve insana dair iki zıt bakışın karşılaşması gibi. ⸻ arthur’un özel hayatı: yer yer gereksiz arthur’un jean ile olan ilişkisi romana fazlaca yayılmış. bu kısmı okurken sık sık “evet, anladık, vicdan azabı çekiyorsun” dedim. daha kısa anlatılabilir, olayla bağlantısı daha net kurulabilirdi. bu kadar uzun yer vermek, romanın ritmini yavaşlatıyor. karakterin iç çatışması anlaşılır ama çok tekrar ediliyor. ⸻ sherlock holmes’un sessizliği arthur conan doyle gibi bir yazarın hayatını anlatırken sherlock holmes gibi bir karakterin doğuşuna bu kadar yüzeysel değinilmesi beni şaşırttı. nasıl yazmaya başladı, neden yazdı, yazarken ne hissetti? bunları bilmiyoruz. holmes mantığın, aklın, düzenin ve adaletin sesi. ama arthur’un hayatında tam tersi bir yönelim var: mantıktan uzaklaşıyor, duygularına teslim oluyor ve sonunda spirütalizme kayıyor. bu çelişki anlatıya derinlik katabilirdi ama işlenmemiş. ⸻ george: sessizlikle direnmek george karakteri bana göre toplumsal olarak dışlanmış, bastırılmış bir adam. çocukluk anılarında belirgin bir sosyal farklılık var; sanki asperger sendromuna benzer bir hali var. kendini ifade etmekte zorlanıyor, her şeyi kuralına göre yapıyor, hiçbir zaman yüksek sesle konuşmuyor. ama hukuka olan inancı sarsılmaz. ve tam da bu yüzden en çok o inciniyor. çünkü inandığı sistem, onu korumuyor. hatta suçluyor. ⸻ hukuka iki farklı inanç george için hukuk, doğruyu her zaman bulur. sistem hata yapmaz. arthur içinse hukuk insan yapımıdır, eksiktir ve hata yapabilir. hatta iktidar, bu eksikleri kullanarak insanları ezebilir. bu iki karakterin çatışması, romanın en güçlü yeri bence. hukukla ilişkimiz, inanç meselesine dönüşüyor: biri sisteme körü körüne güveniyor, diğeri dışarıdan bakıp onu eleştiriyor. ⸻ “masum ama suçlu” — daha ne denir? romanın sonunda george beraat ediyor ama aslında edilmiyor. “masum ama suçlu” gibi tuhaf bir kararla sistem, kendini temize çıkarmaya çalışıyor. açık açık özür dilemeden geri adım atıyor. george’un adı temizlenmiyor, hayatı da normale dönmüyor. arthur tüm bu uğraştan sonra kendi hayatına geri dönüyor ama bir şey değişmiş gibi hissetmiyoruz. sanki hiçbir şey tam olarak çözülmemiş gibi. ⸻ adalet, çözüm değil; mücadele hâli bence barnes bu romanda bir çözüm sunmuyor. zaten belki de mesele bu: bazen çözüm olmuyor. hukuk sistemleri karar verir ama adaleti tam anlamıyla sağlayamaz. bazen ses çıkaranlar duyulmaz, bazen haklı olanlar kazanmaz. ama yine de biri çıkar ve sesini yükseltir. biri bir mektup yazar, biri itiraz eder. ve bazen yalnızca bu bile yeterince anlamlıdır. ⸻ kitabın sonunda şunu düşündüm: adalet her zaman adil değil. susmamak gerekiyor.
1000Kitap
Arthur ve GeorgeJulian Barnes · Ayrıntı Yayınları · 200953 okunma
·
302 Gösterim
1 Yorum
Lütfen giriş yapınız.
Belki de sorun, objektif bir adalet tanımının yapılamamasıdır. Julian Barnes yazdıysa iyi yazmıştır.