Osmanlı Devleti son döneminin tanıklarından birisi olan ve yaşanan olayların kalbinde yer alması hasebiyle önemi fazlaca bilinen bir şahsiyettir. İttihat ve Terakki Cemiyeti'nin karar alma mekanizması içindeki yeri değerini arttırmış ve benimsemiş olduğu değerleri yer ve mekan fark etmeksizin söyleme becerisi hem cemiyet içinde hem de cemiyet dışında takdir edilmiştir. Avrupa'yı görmüş olması düşünce dünyasını etkilmesi liberal olan düşüncesinin iyice yerleşmesine sebep olmuştur. İkinci Abdülhamid Han'ın hal edilmesinden sonra ki süreçte sabık hakanın yakınında yer alması dünya siyasi tarihi dehalarından birisi ile hasbihal içinde bulunması aklına gelen soruları sorması ve ulu hakanın sorularına verdiği cevaplar iki taraf içinde faydalı geçmiştir. İkinci Abdülhamid Han bilindiği üzere temkini elden bırakmayan yapıya sahip olması devlet yönetiminin en ince vukufiyetine idrak etmiş olması sebebiyle güven hissiyatının hemen oluşmauacağını bilmesinden kaynaklıyor olması Ali Fethi Okyar içinde geçerli idi. Ali Fethi bey, İkinci Abdülhamid Han tarafından sevilmiş ve güven duyulan birisi olduğunu göstermesi onun aklına takılan soruları sorması ve cevabını tatmin edici şekilde cevap alması olayların iç yüzünü birinci elden öğrenmesi de tarihe not düşülmesi için kıymetlidir. İttihat ve Terakki Cemiyeti'nin yönetimi ele geçirmesinden sonra aldığı görevleri hakkıyla ifa etmesi devletin kurtuluşa ermesi konusunda kim yönetime gelirse gelsin insiyatif almak için mücadele ettiğini ve görevden kaçmayan bir yapısı olduğunu gösterir. Bu eser esasında Ali Fethi Bey'in kaleminden değil benimde her daim şüphe ile baktığım Cemal Kutay tarafından kitap haline getirilmiştir. Ali Fethi Bey'in kendi hatıratını okuduktan sonra bu eser okunabilir. Üç Devirde Bir Adam ismi ile çıkan bu eser birden fazla yönetim modelini ile iştigal etmesi özellikle cumhuriyet tarihini farklı kişilerden öğrenmek için başvuru niteliğindedir. Kâmâlist tarih yazıcılarında görülen kötü haslet aradan onca yıl geçmiş olmasına rağmen insanları zehirlemeye devam ediyor. M. Kâmâl ulu, üstün, devrimci, inkilapçı, asker, hatasız ve yalansız olarak görülmesi beraberinde insan algısını değiştirmeye yönelik çalışma biçimidir. Yahudi asıllı Alman tarihçi yazar " Emil Ludwig'in" M. Kâmâl'in daveti ile Türkiye'de olması cumhuriyeti ve ulu önderi tanımak istemesi kendince faydalı olarak kabul gördü lakin ulu önder hakkında eser yazmak istemesi araştırmacı bir kişiliğe sahip olan yazar için önüne örülen duvarları aşamadığı için akâmete uğramıştır. Abraham Lincoln, Stalin, Mussolini, ve Bismarck gibi şahsiyetler hakkında eserleri bulunması ve bu eserlerin önemini de takdir ediliyor olması, Türk devleti yöneticilerinin engeline takılmıştır. Devlet bundan önce özgür değildi safsatası ile dimağları zehirlerken yapılan edebiyatın kendilerine gelince duvarlar örülmesi faşist kâmâlist zihniyetin iki yüzlülük vesikasıdır. Denilebilir ki ulu önderin bir çok yabancı araştırmacı yazar tarafından kaleme alınan eserleri mevcuttur lakin danışıklı dövüş şeklinde yazılan eserlere, eser değil propaganda denilir.
M. Kâmâl'in 19 Mayıs 1919'da Samsun'a çıkış ile başlayan Ordu Müfettişliği mevzu bahisinde bu eserde anlatılanlara göre; selâhiyetlerimin maddelerini, Harbiye Nazırı Şakir Paşa ve Cevat Paşa ile organize ettiğini bebelirtir. Hazırladığımız şekilde kabul gördü. Sivil makamlarla da temas edebilecek ve lüzumlu gördüğüm hallerde onlara da emir verebileceğim diye belirtilmiş olması akıllara Nutuk adlı eserde bu görevi kendisi talep etmiştir.. Esasında ordu müfettişliği makamına gelmesi için çaba sağlayan kişi Ali Fuat Paşa'dır. Mustafa Kemal Paşa’nın 9. Ordu Müfettişliğine tayini, Ali Fuad Paşa’dan başlayıp, zamanın Dahiliye Nazırı Mehmed Ali Bey, Sadrazam Damad Ferid Paşa ve Sultan Vahideddin’e kadar uzanan bir tavsiye zinciri sonucunda gerçekleşmiştir . Mustafa Kemal Paşa’yı uygun bir göreve tayin için, o zaman Hürriyet ve İtilaf Fırkası’nın ileri gelen şahsiyetlerinden Mehmet Ali Bey’e tavsiye eden Ali Fuad Paşa’dır. Görev gücünün oluşturulması kendi uhdesinde olması nedeniyle ekibini kendine göre ve yönetebileceğini düşündüğü kişilereden tercih edilmişti.. Kâmâl yönetebileceği kişileri yanında durma gibi bir yapıya sahip olması lider kişiliğinin zarar görmemesi için önemli bir konudur. Ali Fethi Bey Milli Mücadele döneminde Batı Cephesi'ni yönetirken M. Kâmâl'in istediği gibi değildi. Bir bahane uydurulurması ve akabinde Rusya Sefirliği ile devam eden askeri hayatı bir bıçak gibi kesilmiştir. Yöneten ve yönetilen arasında emir komuta zincirinin tek taraflı işlemiş olması güven duygusuna zarar verir. Okuldan arkadaş olması, Trablusgarp Savaşında beraber savaşmaşarı, İttihat ve Terakki Cemiyeti'nde beraber mücadele etmesi, Hareket Ordusu'nda yer almaları, arkadaşını her daim kollaması, parasız kaldığı zaman destek vermesi ve evinin kapısını açmasına rağmen Milli mücadele döneminde yönetim erkini ele aldıktan sonra eşitler arasında birinci olarak Ali Fethi Bey'in maalesef emir alan pozisyonuna düşmesine yol açmıştır. M. Kâmâl'in isteği doğrultusunda bir örnek olarak Başkumandanlık makamını deruhte etmeden önce mecliste konuşma yapmasını, askerlik mesleğinin zorluklarını anlatmasını istemiştir yani meclisin gazını almak ulu öndere siyasi alanda yer açmıştır. Her ne kadar memnuniyetsizliğini belirtse de, Anadolu'nun yangın yeri gibi olması durumundan dolayı yer yer sessizliğe bürünmesine yol açmıştır.
Kurtuluş Savaşı sona ermesi ile tek adam devrinde yurt dışı sefaretlerinde değişiklerinde olması yüzünden Ali Fethi Bey'in de isteği ile 1925 yılında Paris sefaretliğine atanmıştır. 1930 yılında ülkeye dönmesi ülkede bir çok değişikliğin olduğunu görmesi gelişmenin az da olsa sürdüğü biçiminde algılamıştır. Tek adamın yurtdışında devletin yönetim biçiminin cumhuriyet olmasına rağmen " Diktatör " olarak görülmesi ve Ülkenin Meclisi'nde muhalefet partisinin olmaması, huzursuzluğun had safhada olması, ekonominin kötü gitmesi, adaletin olmadığı, vergilerin yüksek olması gibi menfi durımların olması ulu önderin CHP içinde muhalif kesimlerin yapamadığı eleştiri ve eksiklikleri belirtememesi yüzünden ikinci kez CHP'ye alternatif bir muvazaa partisinin kurulması gerektiğini ortaya çıkardı.
Lozan Görüşmelerini başlamadan önce gelişen olayları vuzuh ve vazıf şeklinde anlatmak için eserde de belirtildiği şekilde aktarıyorum: Ali Fethi Okyar'ın anlatımının yanında Kâzım Karabekir Paşa'nın da bu görüşmeler öncesinde M. Kâmâl ile görüşmesi vardır. Biz ilkini Ali Fethi Bey'in belirttiği şekilde yani eserde yazdığı gibi anlatıyoruz, devamında kendi yorumumu ekleyeceğim.
İzmir ve Bursa'daki yakın arkadaşlarıyla gelece için düşündüklerini, açık cümlelerle olmasa da hissettiren, Mustafa Kemal Paşa Ankara'dadır.
Bugünlerde Hariciye Vekili Yusuf Kemal Bey fistülden hastadır ve uzun süre tedavi ve ameliyat isteyen hastalığını şifaya dönüştürdükten sonra politikadan çekilmek arzusundadır.
İttihad ve Terakki devrinden dostu Ali Fethi Beye gelir, sulh görüşmelerinin vatanın kaderi haline geldiği günlerde çekilmenin kendisi için üzüntü olacağını söyler ve şu arzusunu açıklar:
«Eğer sulh heyetine siz reislik ederseniz Hariciye Vekili olarak katılırım ve devlet hizmetimi böylelikle tamamlamak isterim» der.
Bu arada Gazi, Fethi Bey'in hissettiği arzusunu gerçekleştirmek için kendisine teklif ettiği aracılık hizmeti ile karşılaşır. Gazi, Fethi Bey'e, yakın dostu olduğunu bildiği Hariciye Vekili Yusuf Kemal Bey'in istifasını ve yerine İsmet Paşa'yı tavsiye etmesini temin etmesini rica eder. Fethi Bey, Yusuf Kemal Bey'le olan görüşmesinden hiç söz etmez ve sonuna kadar, Gazi'nin arzularını tahakkuk ettirme yolundaki çabalarına devam eder.
26 Ekim 1922'de, İsmet Paşa istifa eden Yusuf Ke mal Bey'in yerine Hariciye Vekilliği'ne seçilir.
M. Kâmâl'in en belirgin özelliklerinden birisi olan yönetebileceği kişiyi yanında tutması meselesidir yani emirlerine harfi harfine uyacak ve tereddütsüz bağlılığını ifade edecek bir yapıda olmasıdır. Bu görüşmeye Rauf Orbay gibi yabancı dili mükemmel olan İngilizler tarafından da bilinen, denizlerde savaşmış birisi veya Yusuf Kemâl Tengirşenk gibi Paris'te öğrenimini tamamlamış yabancı dili mükemmel derecede hakimiyeti olan üstelik yurtdışı tecrübesine sahip ve Rıza Nur ile birlikte tekrar Moskova'ya giderek TBMM Hükûmeti adına 16 Mart 1921 tarihinde Moskova Antlaşması'nı imzaayan bir dış ilişkiler bakanı bu görüşmelere gitmemiş ya da gidememiştir.
Lozan Görüşmesi için seçilecek delegeler hakkın'da M Kâmâl Paşa ile Kâzım Karabekir Paşa'nın konuşmasında ise paşa sorar. Neden beni bu görüşmelere görevlendir miyorsun diye sorduklarında sen bana karşı çıkacak bir yapıdasın, İsmet ise her dediğimi sorgusuz sualsiz yapabilecek durımdadır, onun içindir ki seni değil, İsmet'i bu görev için uygun buldum diye belirtir.
Kâmâl kendisine hükümet reisi olmasını teklif ederken, o nâzik günlerde birlik ve beraberliği koruyabilmenin bu tercihle en iyi tedbirini aldığın söylemiştir. Ali Fethi Bey, bin-bir çetin imtihandan geçmiş dostluğun olduğu kadar, vatanın temel mes'elelerinde benzer teşhisleri koymuş olmanın da bu tercihte değer taşıdığını bilmektedir. Çok güç vazifeyi kabul eder. 13 Ağustos 1923'de Müdafaa-yı Hukuk Grubu'nun Başvekilliğine seçtiği Ali Fethi Bey'in kurduğu Kabine, 23 Nisan 1920) de vatanın kaderini eline alan Türkiye Birinci Büyük Millet Meclisi'nin benimsediği siyasi sistemin "son hükümetidir."
Yeni hükümeti kurduran M. Kâmâl, birinci meclisteki muhalefeti nötralize etmeyi başaran bir kumandan gibi, yeni meclisten istediği, sözünden çıkmayacağı kız gibi bir meclis idi ve bu meclisten istediği başlıca iki temel hizmet beklemektedir: Birincisi, Lozan Anlaşması'nın tasdikidir. İlk meclis Lozan Antlaşması'nı onaylamazdı çünkü her vekil istediği gibi meclise soru sorabilir ve karşılığını alırdı. Lozan'ın safhaları içinde iktidarda olan Rauf Bey Kabinesi. istifa etmiştir, fakat, o Kabine'de Dahiliye Vekili olan Ali Fethi Bey'in riyasetinde kurulan yeni Kabine'nin yapısı, aşağıyukarı aynıdır çünkü muhalif isimler eleminize edilmiştir. Bilhassa, Lozan'ı imzalayan Hariciye Vekili İsmet İnönü ise mevkiini muhafaza etmektedir. M. Kâmâl'in biçtiği rolü yine oynayan Ali Fethi Bey, kendi ideali olarak gördüğü ama ulu önderin isteğini emir telakki etmesi, bu görevi kendi ideali ile birleştirmesi ülkenin menfaati olarak görmesine yol açmıştır.
Cumhuriyet tarihinin ikinci muhalif partisi Serbest Cumhuriyet Fırkası, M. Kâmâl'in isteği ile deruhte edildi. Bu fırka için yurtdışında görev ifa eden Ali Fethi Bey, Yalova'da bulunan ulu önderi ziyaret etmek istemesi uzun süredir yurtdışında olması, devlet başkanı olan silah ve dava arkadaşı ile görüşme iştiyakına dönüşmüştü. Ulu önder ile görüşmeden önce yeni bir parti kurulacağı haberinin arkadaşı tarafından verilmesi kendisine biçilmiş olan görevin önceden kararlaştırıldığını bununda az da olsa bir şaşkınlığa meydana getirdi. Yeni parti için gelen teklif öncesinde M. Kâmâl'in karşisinda ki kişiyi konuşturma stratejisi işlerken konuşmanın sonlarında ise kendi fikrini dermeyan ederek istediğini dikte ettirirdi. Etrafındaki kişilerin bildiği gibi verilen görevler emir telakki olarak bilinmesi bir tarafa Ali Fethi Bey, Nuri Conker, Naki Bey ( Hocası) gibi kişilerin kendi isteklerini de söyleyebilme cesareti ve özgüvenine sahip idiler Ali Fethi Bey ise en üst makamdan gelen teklifi düşünmek için zaman istemiş olması, Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası'nın kurulması ve kapanması aşamalarında neler yaşandığını bilmesi, bu işinde ne kadar zor olabileceğini kestirmesi düşünmek için zaman istenilmesi doğru bir karar olarak görüldü. Serbest Cumhuriyet Fırkası'nın başına geçmeyi kabul etmesi ikinci çok partili sisteme geçilmesi kısa da olsa yeni bir heyecan oluşturduğu partinin gittiği illerde karşılaştığı müsbet tepkiler memnuniyet olduğu kadar CHP mihrakları tarfından da kerih ve iktidarın kaybedilmesi olarak görüldü. Ali Fethi Bey'in İzmir Mitingi sırasında halkın tepkisi görülmeye değer bir vaziyet almış olması, M. Kâmâl'e giden jurnaller kadar, Parti'yi de kötü etkilemiştir. Ülkede muhalefete hiç bir zeminde tahammülü olmayan tek parti faşizanlığı ülkenin yılları kaybetmesine ve halkın büyük kinine yol açtı. Bu ülkede CHP var oldukça muhalefet etmek, gerçekleri söylemek, dinini yaşamak her zaman için zor olmuştur.