YALNIZ KAFAMDA DEĞİL, RUHUMDA DA BİR TUHAFLIK VAR
Puan vermedi·504 syf.··
2025 76. kitabı
·
15 günde okudu
·
Okunma: 12 Haziran 2025 13:29
Orhan Pamuk ve satırlar arasında kaybolan okuyucular… Farklı dünyalara açılan kapılardan dışarı bakmak… İnsanların kafalarında girilmemiş, hatıra ve düşünce odalarına misafir olmak… Uzakta aramaya gerek kalmadan, sağımızda ve solumuzdaki insanların birer kahramana dönüşmesi… Niyet edilenle kısmet olunan arasındaki uçurumdan mutluluk biçmek… Şahsi görüş ile resmi görüş arasındaki farklar… …. ve daha sayısız çıkarımlar, her bir cümlesinde hayattan bir damlanın düşüşüne tanıklık etmek... Kitapta yarım asrı aşkın bir zamanda, İstanbul’daki değişimlere tanıklık ediyoruz. Hem canlı bir organizma gibi gelişen ve büyüyen bir şehrin metropole dönüşme süreci, hem de bu şehrin içindeki insanların dönüşümüne tanıklık ediyoruz. İstanbul’un sosyolojik dönüşümü ince ince işlenmiş. 1950’lerin başında Anadolu’dan İstanbul’a göçlerin başladığı dönemden, Anadolu’dan gelen insanların İstanbul’un sahibi olduğu döneme geçiş gözler önüne serilmiş. İstanbul dönüşürken kitaptaki karakterler de dönüşüm yaşıyor. En az dönüşümü ana karakterimiz Mevlut yaşarken, bozacı ve yoğurtçu olan amca çocuklarının müteahhitte dönüşüm süreci, kaçınılmaz bir son olarak ortaya çıkıyor. Toplumdaki dönüşüm beraberinde siyasi dönüşümleri de ortaya çıkarır. Siyasetin artıkları olarak ortaya çıkan sağ/sol çatışmaları, çekişmeler darbelere zemin hazırlar. Arkadaş ve komşu olarak bir sorun yaşamayanlar, söz konusu Sünni-Alevi çatışması olunca, toplumsal olarak düşman kesilmeleri çok kısa süreler almaktadır. Tüm bu büyük tablonun içinde aslında kardeş olan ama sonradan soyadını değiştirmeyi tercih eden Mustafa Karataş ve Hasan Aktaş kardeşlerin ve ailelerinin tipik Anadolu kırsalında yaşanan sorunlarına şahitlik ediyoruz. İstanbul’a çalışmak üzere gelen bu kardeşler daha sonra yanlarına ailelerini de alarak farklı yollar seçmiş ve zengin/fakir yol ayrımında birbirlerinden kopmuşlardır. Tolumda derin bir ayrışmaya neden olan sağ/sol, Sünni/Alevi çatışmalarının ortasında, farklı kollardan da olsa arkadaş olan Mevlut ve Ferhat’ın arkadaşlığına tanıklık ediyoruz. Bu süreçte Mevlut’un ailesi ve arkadaşı arasında seçime zorlanması ama Mevlut’un bir taraf seçmek zorunda bırakılırken yaşadığı iç çatışmaların ve kafa karışlığının çırpınışları içler acısı. Şehirde hayatta kalmak için harcanan çaba işlenirken akıllara şu soru geliyor: “Şehir, bilhassa İstanbul köye tercih edilecek bir yer mi?” Bu sorunun cevabı aranırken, köyde yaşanan maddi sıkıntılar, İstanbul’a bir süre gelip ağır koşullarda çalıştığı için sakat kalan adamlar, İstanbul’un cezbedici yanları da göz önüne alınmalıdır. Anadolu’nun kırsal kesiminden gelip sokak satıcılığı yapan insanların, sattığı ürünlerin kapitalizm karşısında nasıl dönüştüğü de işlenmiş. Yoğurt satıcılarının omuzlarında kilo ile sattıkları ürünün, cam ve plastik kaplarda satılmaya başlandığı ve buna direnen satıcıların –çoğunlukla Mevlut- mağlubiyetine tanıklık ediyoruz. Hatta bozanın da paketli olarak Mevlut’un önüne çıkması da trajikomiktir. Mevlut’un boza satışındaki stratejisi ve müşterileri ile olan nükteli diyalogları kitabı elden bırakmama engel bir durumdu. Müşteri nasıl memnun edilir, nasıl ters düşülmez, istediği cevap nasıl verilir ders niteliğindeydi. Kaldı ki Mevlut bu dünyanın saf bozacısı… Mevlut evlenir, evliliği de yanlış anlaşılma silsilesinin ürünüdür ama mutludur. Fakat sokak satıcılığı kendisini tatmin etmez, -zira geçim sıkıntısı çekmektedir- farklı işlere girişir. Bu işler yine sokak satıcılığı çevresinde şekillenir. Bu işler kurulurken Mevlut’un iç dünyasına yolculuk ediyoruz, yaşadığı iç çekişmeleri, çatışmaları en ön koltuktan izlemenin tadına varıyoruz. Sokak satıcılığından hayır göremeyen Mevlut, “müdür” olarak bir büfede çalışır. Fakat münferit iş yapmaya alışmış Mevlut büfede şahit olduğu hilelere sessiz kalmakla, büfe sahibine ihbar etmek arasında derin bir kararsızlık yaşar. İnsanları idare etmekle kendini idare etmek arasındaki çekişme Mevlut’ta değişimi tetikler mi bilinmez! Liseden arkadaşı Ferhat ile uzun süre görüşemeyen Mevlut kaderin cilvesi ile akraba olur. Daha önce, lise döneminde Ferhat ile işportacılık yapan Mevlut, Ferhat ile iş kurar. Bozacı büfe açarlar ve Ferhat ile eski samimiyeti yakalayamadığı, Ferhat’ın ona göre daha çok para kazanmasının ezikliğini yaşar. Mevlut’un karısının adı Rayiha’dır. Rayiha ile mutlu bir evliliği vardır Mevlut’un. İki tane de kızları vardır. Üçüncüsüne hamile kalınca Rayiha bu çocuğu istemez. Kürtaj ister ama onun da şartları vardır. Mevlut çocuğu ister ve erkek olacağına inanır. Rayiha çocuğu aldırmak istese de iç çekişmeleri olur. Bu durumun sonu da hiç iyi bitmez. Ferhat özelleştirilen bir elektrik dağıtım şirketinde çalışmaktadır. Bu şirkette çeşitli işler dönmektedir. Kaçak elektrik ve pavyonların çökertilmesi/kapatılması arasındaki ilişkiyi okuyunca şaşırmamak elde değil. Akıbeti hayırlı olsun diyeceğiz ama yine sürprizler… Mevlut hayatında tüm olup bitenle baş edebilmek için arada bir de olsa bir dergâha gidip gelmektedir. Dergâhtaki efendi hazretleri ile samimiye yakın bir ilişkileri olsa da mesafelidir. Mevlut kafasındaki tüm soruları olmasa da bazılarını Efendi Hazretlerine sorar. Doğal akışın içinde dergâhın ve cemaatinin dönüşümüne de tanıklık ediyoruz. Yarım asır önce babaları beraber İstanbul’a gelen Mevlut’un amca çocukları başka bir yol seçmiş, müteahhitlik yapmaktadırlar. Doğal süreç içerisinde kentsel dönüşümün sağladığı rant ve çarpıklığı ve Mevlut ile yapılan arsa pazarlığında görmekteyiz. Üçüncü tekil şahıs olarak anlatılan hikayede, bahse konu karakterlerin adı geçince lafa girer gibi araya girip kendilerini anlatmaları da hem farklı hem de güzel bir anlatım tarzı olmuş. Karakterler: Vediha: Boynu Eğri Abdurrahman’ın en büyük kızı, Mevlut’un amcaoğlu Korkut’un karısı ve Mevlut’un baldızıdır. Akıllı, aile içi dengeleri gözeten ve korumaya çalışan anaç bir kadındır. Zaman zaman isyan etse de onu tanımlayacak en net kelime fedakârlıktır. Rayiha: Ortanca kız kardeştir. Ablası ve kardeşi kadar güzel olmasa da, akıllı ve oturaklı bir kadındır. Mevlut’un hayat arkadaşı ve en büyük destekçisidir. Yaşadığı onca zorluğa rağmen sesini çıkarmaz, kocasına sadık ve aşıktır. Samiha: En küçük kız kardeştir. Ablalarına göre asabi, dik başlı, dediğim dedik ve inatçıdır. Otoriteye karşı alerjisi vardır ve idare edilmekten hoşlanmaz. Ferhat ile evlenir, Mevlut ile bir süreliğine de olsa iş ortaklığı tarzı bir girişimi olur. Yeğenlerine karşı anaç ve şefkatlidir. Kendisini ezdirmez, kocasını da yönetir. Mustafa Karataş: Mevlut’un babası. Aksi, geçimsiz, sevse de belli etmeyen, İstanbul’a abisi Hasan ile gelmiş olsa da onun yakaladığı ekonomik başarıyı yakalayamayan, bunu da oğluna miras bırakan bir köylü. Hasan Aktaş: Mevlut’un amcası. Kardeşi Mustafa ile pek geçinemeyen, oğullarının sözünden çıkmadığı, para kazanmak için doğru hamleleri ve nerde durması gerektiğini bilen akıllı olan kardeş. Beraber çevirdikleri arsaya konan desek de Hasan’a göre durum farklıdır. Korkut: Mevlut’un büyük amcaoğlu, Hasan’ın büyük oğlu. Aşık olduğu Vediha ile evlenmesi büyük şans. Babasının yönlendirmesi ile yanında durduğu adamı iyi seçmesi ile para kazanan, Türkçü, alevi-Sünni çatışmalarında ateşli bir taraftar olan, Mevlut’u zaman zaman ezen zenginimsi amcaoğlu. Süleyman: Mevlut’un küçük amcaoğlu. Ağabeyi Korkut’un zorbalıklarına maruz kalmış, aradığı aşkı bir türlü bulamayan, bulunca da elinden kaçıran, görece beceriksiz ama iyi bir şoför. Mevlut’a en çok faydası dokunan akraba desek yeridir sanki. Aşk acısı çekerken anne şefkatine sahip kollara bırakır kendini. Agresif ve tehditkâr olsa da cürmü kadar yer yakar. Karakter olarak daha sıralayabileceğimiz çok isim olsa da burda durmayı tercih ederim. Nitekim Ferhat’ı da bu ana kadroya alırsak kitabın iskeleti tamamlanmış olur. Ben okurken çok keyif aldım. Sayfalar arasında dolaşırken kendimi İstanbul’un betonla çevirili sokaklarında çokça gördüm. Bazen bir düğünde, bazen Mevlut’un evine misafir olduğu boza isteyen bir evde, bazen Binbom büfede, bazen Bacanak Boza’da buldum kendimi. Okuyun efendiler okuyun. Zira okumak yaşamaktır. Koşar Okur Kafamda Bir Tuhaflık Orhan Pamuk
1000Kitap
Kafamda Bir TuhaflıkOrhan Pamuk · Yapı Kredi Yayınları · 202416,3bin okunma
·
894 Gösterim
2 Yorum
Lütfen giriş yapınız.
Yazınızı büyük bir hayranlıkla okudum. Her satırınızda kitaba olan derin bakışınızı, karakterlere gösterdiğiniz incelikli dikkati ve toplumsal çözümlemelerinizi hissetmek mümkün. Mevlut’un hayatına öyle zarif bir mercek tutmuşsunuz ki, ben de kendi okuma serüvenime dönüp yeniden düşünmek istedim. Hele ki yoğurt ve boza üzerinden kurduğunuz metaforlar, İstanbul’un dönüşümünü anlatışınızdaki incelik… Gerçekten çok etkileyiciydi.Kaleminizin bu kadar içten, bu kadar sade ama bir o kadar da güçlü olması beni çok etkiledi. Hem dilinize hem yüreğinize sağlık. Böyle bir yazı yalnızca iyi bir okurun değil, aynı zamanda güçlü bir sezgiye ve zarafete sahip bir kalemin ürünü olabilir. Sizi içtenlikle tebrik ediyorum 🫶🏻☺️
Koşar Okur
Gönderi Sahibi
Rumeysa Yıldırım Hocam çok teşekkür ederim. Yorumunuz beni onure etti. Var olun, daim olun. 🤗
Okumaya heveslendiren, okuma hissini dürten etkileyici bir yorum. Kaleminize sağlık ☺️
Koşar Okur
Gönderi Sahibi
Teşekkürler Hocam :)