Kur'an'ın Arapça olması, onun sadece Araplar'a hitap edebileceğini gösterir.
Bu ifadenin örtük varsayımı da şudur: "Bir dilde ortaya çıkan bir metin başka dillerdeki kişilere hitap etmez."
Bu söylemin tutarlı olması için, bu cümleyi İngilizceye tercüme ettiğimizde anlamının kaybolması gerekecektir. Oysa tüm insanlık tercüme adını verdiğimiz faaliyeti icra etmektedir. Böylesi bir kişinin tercüme edilmiş herhangi bir kitabı okuması da ilginç bir durumdur. Örneğin felsefe, bilimsel makale vb. tercüme metinleri okumaması gerekir. İslam'a itiraz etmek için düştükleri şu durum gerçekten ironiktir. Normalde insanlar bilirler ki her metin kelimelerden oluşur ve bu kelimeler manaları aktarmak için kullanılır. Her zaman esas olan anlamlardır. Bu yüzden insanlar her çeşit bilgiye dair anlamı tercümelerle birbirlerine aktarmaya çalışırlar. Hatta o kadar ki kavram yüklü bir metni, yine aynı dilde açıklamak ile aynı dil içerisinde bile tercüme yapılır.
Aslında problem, İslam'ı kabul etmemek için kendilerini zorlamalarından kaynaklanıyor. İnsanlığın ortak faaliyetleri olan işleri söz Kur'an'a gelince binbir rampaya koşuyorlar.
Mesela bu yazıyı okuyan pek çok kişi "Kur'an'la bilimsel makale bir mi?" diyecektir. Aslında bu da işi yokuşa sürmekten ibarettir. İnsanın bir metni "anlaması" açısından bakacaksak evet, mekanizmalar aynı çalışmaktadır.
"İnsanın Kur’anı görmesi ile bir felsefe kitabını görmesi bir midir?" sorusuna ne cevap verilir peki? Evet ikisinde de kâğıda ışık vurur ve görürüz. Neden arada bir fark olması gereksin? İnsanın bir şeyi anlama melekeleri Kur'an okurken değişiyor mu? Fizik kitabı okurken mantık kullanıyoruz da Kur'an okurken başka bir şey mi kullanıyoruz? Yani elimizde Kuranı geri kalan tüm şeylerden farklı bir biçimde anlayacak farklı bir cihaz ya da tüm bunları farklı bir şekilde ifade edebileceğimiz başka bir dil mi var? Kur'an, insanın donanımına göre insana nazil olmuş bir kitap, neden itiraz etmek için "insandışı metodlar" geliştirerek cerbeze yapmalarını kabul edelim?