Kalpteki iman karakter, tavır ve kişilik olarak ortaya çıkar. O kişiliğin bir tezahürü de kulun Allah'tan başka kimseye kendini kanıtlama arzusunun olmamasıdır.
Allah'ın kusursuz olan dininden taviz vermeye çalışandan daha yozlaşmış kimse yoktur. Kusursuz olan bu dine, "daha iyi hâle getirmek" gayesiyle hiçbir şey eklenemez ve ondan hiçbir şey çıkartılamaz. Allah'ın dini kusursuzdur. Herhangi bir ilave, herhangi bir eksiltme onun kusursuzluğunu bozar; bu doğru yoldan sapmadır. İslam fesadı gidermek için geldi. Düzeltilmeye ihtiyacı yoktur; aksine düzeltmeye geldi ve düzeltilmesi gerekecek şekilde gelmedi.
Münafıklarla ilgili en büyük sorun, onların dini düzeltmek istemeleridir. Oysa din bizzat insanın düzelmesi için gelmiştir.
قُلْ اَتُعَلِّمُونَ اللّٰهَ بِد۪ينِكُمْ
"De ki: Dininizi Allah'a mı öğretiyorsunuz?" (Hucurât, 16).
Günümüzde İslam'a yönelik üç tepki vardır:
Birincisi "La ilahe illallah Muhammedun Resûlullah" diyen ve bundan onur duyan insanlardır. Müslüman olmayı bir şeref sayar ve ne olursa olsun Allah'ın ve Peygamber'in sözünü her şeyin üstünde tutarlar. Onlar için Allah'a (cc) ve Peygamber'e bağlılık her şeyden önce gelir. Onların rehberliği her eleştirinin ötesindedir. Hata yaptıklarında tüm kalpleriyle hatalarını kabul ederler. Hatasız ve kusursuz olanın, Allah'ın dini olduğunu bilirler. İslam denge dinidir. Bu dengeyi koyan da bizzat Allah'tır (cc).
İkincisi, İslam'dan ve Müslümanlardan katıksız şekilde nefret eden insanlardır.
Ve ikisinin arasında bir grup daha vardır ki: "Kur'ân'a inancımızda bu kadar katı olmamalıyız. Birazcık çağa ayak uyduralım. Günün gerekleriyle dinimizin ilkelerini harmanlayalım." derler. Bu tavır, orijinal münafıklığın şimdiki yan ürünüdür. "İslam'a dengeli bir yaklaşım" bulma gayreti en temelde kişinin kendi cesaretsizliğinden ve yaşadığı çeşitli endişelerden kaynaklanır. Bu tip insanlar dışlanma korkusu yaşarlar; çevreleri tarafından iyi görülmek ister ve onlara yaranmaya çalışırlar. Kendi aşağılık komplekslerini İslam'a yansıtırlar. Allah (cc) ayette bunların hastalıklarının artmasına izin verdiğini söyler. Hastalıkları arttığında onlardan şu cümleleri duyarsınız: "Dinimizdeki bazı şeyler akla uygun değil." Sonra hastalıkları biraz daha artar: “Kur'ân tamam da bu hadis meselesini bilemiyorum." demeye başlarlar. Hastalıkları biraz daha artar: "Kur'ân'ın bazı sureleri bana pek güncel gelmiyor." derler. Hastalıkları biraz daha artar: "Kur'ân evet ama o kadar çok din var ki, bütün dinler iyi, güzel." derler. Hastalıkları biraz daha artar: "Uydurulmuş bir dine inanmıyorum." derler. Biraz daha artar: "Ben agnostiğim. Belki bir tanrı vardır belki de
Kur'ân'da münafıkların isimleriyle zikredilmemesi sünnetullahtır. Ebû Leheb, Firavun gibi kâfirler Kur'ân'da zikredilir ama münafıklar zikredilmez.
Allah'ın (cc) sünnetleri kıyamet gününe kadar devam edecektir. Hiçbir inanan veya inanmayan, başka bir insan tarafından “münafık" olarak nitelendirilmesin diye Kur'ân, münafıkları zikretmez. Benim hiç kimseye münafık deme hakkım yok. Allah (cc)
ف۪ي قُلُوبِهِمْ مَرَضٌۙ
"Kalplerinde münafıklıktan kaynaklanan bir hastalık vardır." (Bakara, 10) diyor.
Dışarıdan görünen semptomlara göre yanlış teşhis koyma ihtimali her zaman vardır. Kalbin içinde ne olduğunu sadece kişinin kendisi ve Allah (cc) bilir. Bu da demek oluyor ki gözümle ne görmüş olursam olayım bu bana başkasına münafık deme hakkını vermez.
O zaman münafıklığı öğrenmenin ne anlamı var?
Münafıklığı anlamaya çalışmamızın yegâne sebebi, aynanın karşısına geçip "Bende bu hastalık var mı?" dememiz içindir. Resûlullah'ın (sav), "Dört huy vardır ki bunlar kimde bulunursa o kişi tam münâfık olur. Kimde de bu huylardan biri bulunursa, onu terk edinceye kadar o kişide münafıklıktan bir sıfat bulunmuş olur:
Kendisine bir şey emanet edildiği zaman ona ihanet eder. Konuştuğunda yalan söyler. Söz verince sözünden döner. Düşmanlıkta haddi aşar, haksızlık yapar." (Buhârî, Îmân 24, Mezâlim 17, Cizye 17; Müslim, îmân 106.) demesinin sebebi de dönüp kendi içimize bakmamız içindir.