Baştan söyleyim felsefeyle aram yoktur o yüzden varoluşçuluk hakkında nutuk çekecek değilim ama beni içten içe kendine çeken bir kitaptı, Belki yalnızlığı belki de düşünceleri her şeyden bağımsız,kitabın arkasındaki nevrotik kaçış süreci cümlesi çekti Sana Gül Bahçesi Vadetmedim gibi belki de çok bir şey anlamayacağım ama sonunda anlam bulacağı hissiyatı bunlar topyekün bir şekilde tesir etti demek daha doğru olur. Bazen okuduktan sonra vakit kaybı ya da lezzet bulamamış gibi olurum ama bu kitap asla öyle bir tat vermedi tam aksine o bulantıyı bilen biri olarak her bir düşüncesini anlamaya çalışıp son 50 sayfasını nasıl okudum dedirtecek bir cinstendi.Başta zorlanır gibi oldum isimler yerler internetten teker teker yerlere isimlere bakmaya çalıştım Bouvelli (Fransa) denilen yerin nasıl bir şey olduğunu hayal edebilmek için bazı karakterlerin kurgu bazı yerlerin olmadığını görünce biraz hayal kırıklığına uğradım (çünkü bir kitabın kurgu veyahut da gerçek dışı olmasını önceden bilmek bende kitabı okuma hevesini kaçırıyor.) neyseki bazı şeyler kurgu değildi ve bu da okuma isteğimin devam etmesine vesile oldu(|.Pavel Petroviç gibi) (Kitap ile olumsuz incelemeler gördüm kitap okuyan biriyseniz ve bakış açısı kazanmak istiyorsanız ya da farklı bakabilmek sizde de değişik ama tatlı duygular uyandırıyorsa bir de felsefeye ilginiz hatta ve hatta psikolojiye ilginiz varsa okunabilecek bir eser.)
Gelgelim altını çizmekten ziyade sayfayı tamamen parantez içine aldığım ve sizinde bu kanıya varan birinin yazdığı bir eseri okumaya değer bulacağı o yazıya;
Bir değişiklik olsa? Doğa birden pır pır etmeye başlasa ne olur? O zaman doğanın yanı başlarında olduğunu anlar, kalplerinin çatlayacak gibi attığını hissederler. Dalgakıranları, kale duvarları, elektrik santralleri, fırınları, şahmerdanları o zaman ne işlerine yarayacak? Her an gerçekleşebilir bu, hatta az sonra bile; işaretleri görülü-yor zaten. Sözgelimi, gezmeye çıkmış bir aile babası, kırmızı bir paçavranın rüzgâra kapılmış gibi sokağın öte yanından kendine doğru geldiğini görecek. Paçavra yanına geldiğinde bunun sürünüp duran, sıçrayan, toza bulanmış, kokmuş bir et parçası; kasılıp gevşedikçe kan fışkırtarak akıntıda yuvarlanıp giden işkenceye uğramış bir vücut parçası olduğunu görecek. Ya da bir anne, çocuğunun yanağına bakarken, "Ne olmuş yanağına, sivilce mi çıkıyor?" diyecek ve etin biraz şişip yarıldığı yerden bir üçüncü gözün, güleç bir gözün belirdiğini görecek Ya da ırmakta yüzen birinin sazlara değdiğinde hissettiği okşayışa benzer okşayışlar saracak gövdelerini. O zaman, kıyafetlerinin canlı bir şeylere dönüştüklerini anlayacaklar. Bir diğeri, ağzını bir şeyin tırmaladığını hissedecek; aynaya yaklaşıp bakınca dilinin, ayaklarını oynatıp damağını tırmalayan capcanlı, kocaman bir kırkayak haline geldiğini görecek. Tükürmek isteyecek ama kırkayak gövdesinin bir parçası haline geldiğinden elleriyle çekip koparmak zorunda kalacak. Yeni sözler kullanarak adlandırılması gereken bir yığın şey ortaya çıkacak: taş-göz, üç-köşeli-kocaman kol, ayak-parmağı-koltuk değneği, örümcek-çene. Sıcak yatağında uykuya dalmış kişi, mavimsi bir toprak üstünde, Jouxtebouville'in bacalarını hatırlatan, göğe doğru kırmızı ve bembeyaz yükselen, yarısı toprağa gömülü, tüylü ve soğan gibi yuvarlak, kocaman yumruları olan uğultulu bir erkek organlan ormanında çırılçıplak uyanacak. Ve kuşlar onların çevre-sinde uçuşacak, onları gagalayacak ve kanatacak. Yaralardan tohumlar akacak ağır ağır, küçük kabarcıklarla dolu, ılık cam gibi saydam, kanla karışmış tohumlar. Ya da böyle bir şey olmayacak, gözle görünür bir değişiklik çıkmayacak ortaya ama insanlar bir sabah pencerelerini açınca, nesnelerin üzerine çökmüş bekler gibi duran korkunç bir tür hisle hayrete düşecekler. Bundan başka bir şey olmayacak: Kısa sürmesine rağmen insanlar öbek öbek intihara kalkışacaklar. Evet, öyle! Bırakalım da biraz değişiklik olsun, görelim, fazlasını istemiyorum. O zaman, ansızın yalnızlığa gömülmüş insanları göreceğiz Yapayalnız, korkunç iğrençliklerinin içinde yapayalnız insanlar sokaklarda koşuşacak, gözleri bir noktaya sabitlenmiş, hem dertlerinden kaçıp hem de onları içlerinde taşıyarak, ağızları açık, kanatlarını çırpan dilböcekleriyle önümden yorgun argın geçecekler. İşte o zaman gövdem düğünçiçekleri ve kasımpatıları gibi açılan ne idüğü belirsiz pis kabuklarla kaplı olsa bile katıla katıla güleceğim. Sırtımı bir duvara dayayıp önümden geçerlerken, Biliminiz nerede? Hümanizminize ne oldu? Düşünen alem ünvanının size verdiği onura ne oldu?" diye haykıracağım. Korkmayacağım, hiç olmazsa şu ankinden daha fazla korkmayacağım. Nasıl bir değişiklik olursa olsun, varoluşun şu ya da bu biçime girmesi bu. Bir yüzü ağır ağır yiyen bütün gözler ikisiyle aynı oranda fazlalık olacak. Benim asıl korkum varoluş.
Bu satırlar tabiki kitabı okuyunca daha anlamlı.
Buraya kadar okuduğunuz için teşekkürler, keyifli okumalar.
Jean-Paul Sartre
BulantıJean-Paul Sartre · Can Yayınları · 202128bin okunma