·74 syf.····Okunma: 18 Nisan 2025 13:23 Ay Işığı Sokağı – İçimde Kapanmamış Bir Kapı Gibi
Bazı kitaplar kendini usulca anlatır. Bağırmaz, çığlık atmaz. Ama okudukça bir şey olur: İçinde bir yer sızlar. Ay Işığı Sokağı da bende tam olarak böyle bir iz bıraktı. Sanki çok uzun zamandır suskun olan bir tarafıma biri dokundu, “Ben seni görüyorum,” dedi.
Kitap boyunca hissettiğim şey tarifsiz bir hüzündü ama bu öyle karanlık bir hüzün değildi. Daha çok, insanın yorgun ama hâlâ umutlu olduğu o hâl… Sanki çok şey yaşanmış, çok şey eksilmiş ama hâlâ bir pencere açık kalmış gibi. O pencere, işte, bu kitabın içinde bir yerlerde hep açıktı. Belki de o yüzden son sayfayı çevirirken bir kapı kapanmadı bende; tam tersine içimde bir kapı aralandı.
Karakterler… Her biri o kadar tanıdık geldi ki. Tanımadığım ama bir yerlerden bildiğim insanlar gibiydi. Hani bazen bir rüya görürsün, oradaki kişiyi tanımazsın ama “Bu biri,” dersin ya… Öyle hissettirdi bana. En çok da o yalnızlık hali… Ne kimseyi tamamen suçlayabiliyorsun, ne de kendini tamamen aklayabiliyorsun. Hep bir arada kalmışlık.
Kitabın dili sade ama tam da bu sadelikte bir derinlik var. Böyle her cümle bir iç çekiş gibi. Uzun uzun anlatmadan da insanın içine işleyen şeyler yazmak çok zor, ama Ay Işığı Sokağı bunu yapmış. Üstelik zorlamadan. Hiç bağırmadan…
Bazen durup bir cümleyi tekrar tekrar okudum. Çünkü sadece anlamaya değil, hissetmeye de çalıştım. Belki de en çok hissettim. Anlamak sonra geldi.
Ve o sokak… Ay ışığı düşmese bu kadar görünmez kalacak bir sokak… Herkesin hayatında bir tane vardır. Benimkine benziyordu. Belki tam olarak benimki değildi ama duygusu aynıydı. Unutulmuş bir zamanın, konuşulmamış bir anının sokak hali…
Kapanışta içimde şöyle bir cümle kaldı: “Bazı kitaplar geçip gitmez, içimizde bir sandık gibi kalır.” Ay Işığı Sokağı benim için öyle bir kitap oldu.
Keyifli okumalar.