·152 syf.··Beğendi
···Okunma: 24 Şubat 2018 22:13 -Bu kitabı, ikinci kez okuduktan sonra bu yazıyı yazıyorum. 10.11.18-
Sevgili Albert Camus bu kitabı 1938'de tamamlamış ama ya yetersiz bulduğundan vazgeçmiş ya da "Yabancı" eseri için yayımını ertelemiş. Camus öldükten yıllar sonra Jean Sarocchi eseri yayına hazırlamış ve bence olağanüstü önemli bir iş yapmıştır. "Yabancı" elbette ki Camus'nun en popüler kitabıdır, bunun sebebini kitabın okunmasının oldukça kolay olmasına bağlıyorum, olayları anlamak için zihinsel olarak büyük çaba göstermeye gerek yok ve biraz zorlamayla tek oturuşta bitirilebilir. Sonuç olarak ise öyle aman aman vurucu bir kitap olmadığını düşünüyorum. "Veba" veya "Düşüş" ile karşılaştırıldığında vasat bir kitaptır "Yabancı". Görüldüğü üzere "Sisifos Söyleni" veya "Başkaldıran İnsan"ı katmıyorum çünkü onların yazılma amacı farklıdır. Uzun lafın kısası, "Yabancı" 20.yy. edebiyatının şüphesiz ki en büyük eserlerinden biridir ama Albert Camus edebiyatına alışkın biri için o kadar da vurucu değildir.
Tâbii burada konumuz "Yabancı" değil. Peki neden bu kadar çok bahsettim "Yabancı"dan. Sebebi şu, bu kitap sıklıkla "Yabancı" ile karşılaştırılır ve "Yabancı"nın kötü bir eskizi olarak görülür. Şahsen tamamen tersini düşünüyorum. Castex'e göre, "1937 nazik bir yıl olduğu için" Camus bu kitabı yayımlamama kararı almıştır. Yazarlık kariyeri için öyle bir karar daha doğru olabilir ama bugün beni daha çok etkileyen "Mutlu Ölüm" oldu.
*Pek fazla spoiler olacak yazı yazmam ama yazarken araya çıkabilir de uyarıyı vereyim
Kitap, esasen iki bölümden oluşur. "Doğal Ölüm" ve "Bilinçli Ölüm". Kitabın esas karakteri Mersault olsa da, bana göre kitaba asıl derinliğini kazandıran Roland Zagreus'tur. Zagreus zengin biridir ama 25 yaşında geçirdiği bir kazadan sonra ayakları kesilmiştir ve hayatının amacı bir anlamda "mutlu ölüm"e ulaşmak olmuştur. Zagreus'la tanışması Mersault'un dünyasını tamamen değiştirmiştir, bunu ikinci bölümde daha rahat görüyoruz. Bunun en önemli nedeni Mersault'un Zagreus'la tanışmasının annesinin kaybından hemen sonra gerçekleşmesidir. Bunu iki alıntıyla açıklayalım:
"yalnızlık da yoksulluk, korkunç bir yoksulluktu. Ve Mersault ölmüş kadını hüzünle düşünürken, acıması, aslında kendine dönüktü. Daha rahat bir yerde oturabilirdi, ama bu daireyi ve onun yoksulluk dolu kokusunu çok seviyordu. Burada en azından, bilerek kendini silmek istediği bir yaşam biçimi içinde, bir zamanlarki benliğine kavuşuyor, bu bıkıp usanmaz, iğrenç karşılaştırma, hüzün ve pişmanlık dolu saatler boyunca, yeniden kendine dönme olanağı sağlıyordu."
Bu noktadan biraz sonra Zagreus'la tanışıyor ve Zagreus çok net bir cümle ile sarsıyor:
"Yoksulsunuz, Mersault. Bıkkınlığınızın yarısı buna dayanıyor. Öteki yarısıysa yoksulluğu saçma bir biçimde kabul etmenize."
Söz konusu yoksulluk, Mersault'un işkencesi idi. Mersault'u hayattan bıktıran, yorgun düşüren bir yoksulluktu. Zagreus'un işaret ettiği gibi de insanların başına yoksulluk gelebilirdi ama Mersault'un sorunu onu saçma bir biçimde kabul etmesi idi.
İşte bu düşünce yapısı Mersault'un kendini sorgulamasını ve yaşamında yeni bir sayfa açmasını sağladı. Mersault, Orta Avrupa gezisindeyken düşünce dünyasının değiştiğini şu satırlarda okuyoruz:
"Mersault, önünden geçen kadınların her birinde, kendisini hâlâ o ince ve sevgi dolu yaşama oyununu oynayabileceğine inandıracak bakışı kolluyordu. Ama sağlığı yerinde insanların ateşli bakışlardan kaçınmak için doğal ve ustalıklı yöntemleri vardır."
O oyunu oynayamıyordu, çünkü ona inandıracak bir karşılık bulamıyordu Mersault. Bu da onu Zagreus'a yakınlaştırdı, artık amacı "bilinçli ölüm"e varmaktı, bu da mutlu ölmeyi getirecekti.
Kitabın ikinci yarısında, Mersault'un hayata bakışının ayrıntılarını, ilk bölüme nazaran daha rahat görüyoruz. Bunun nedeni, ilk bölümde Camus'nun bununla ilgilenmemesi değildir. Bunun nedeni, Zagreus öncesi Mersault'a dair anlatacak pek bir şey olmamasıdır. Zagreus'tan önce ancak "Bir Pazar daha geçti." diyebilen bir insandır Mersault...